OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE TÜRKMEN KATLİAMLARI

Hüseyin EKİCİ

23.07.2022

14. yüzyıla kadar daha toleranslı olan Osmanlı, Ortodoks düşünceye karşı İslam şeriatı kanunlarını öne çıkarmasıyla Osman Gazi ile Orhan Gazi’nin tam aksine bir döneme girmişlerdir.

İlk denilebilecek bir ayrışma Seyit Ali Sultan Kızıldeli olarak bilinen Seyid Rüstem’in 1. Orhan Gazi ile aralarında yaptıkları şahsi toprak alma sözleşmesine rağmen Osmanlı yetkili memuru, Seyid Rüstem’in kim olduğunu öğrenmeleri üzerine tepki göstererek hakaretler yağdırır. Küçümseyen sözlerle “Bu ne cüretle toprağımıza işaret koyar ve itaatten ayrılır. Benim iznim olmadan nasıl yaşar?” diye tehditler savurur.

Tehdit edilen Alevi-Bektaşilerce çok önemli bir yeri olan SEYİT ALİ SULTAN (KIZILDELİ) dir.

En dikkate değer örneklerden biri 1416’da başlayan Şeyh Bedreddin isyanıdır. Bu isyanın sosyo-ekonomik ve dini nedenlerle ortaya çıktığı düşünülmektedir. O günün hâkim sınıflarınca da desteklenen isyan bastırılmış ve 1420’de Şeyh Bedreddin müritleriyle beraber idam edilmiştir.

Fatih Sultan Mehmet’in ibretlik bir idam fermanı

Osmanlı Devletinin kurucu ailesinden gelen Sadrazam Çandarlı Halil Paşa Yedikule’de Altın Kapı’da 40 gün hapis edildi. 10 Temmuz 1453 tarihinde gözlerine mil çekildi ve idam edildi. Fatih Sultan Mehmet Doğu Roma İmparatoru olarak padişah olmuş ve devşirmelere büyük bir inanç ve güvenle görev vermiştir. Çandarlı Halil Paşa Türk ulusunun öncülerinden bir aile mensubudur.  Devşirmelerin kilit noktalara gelmesinden hoşnut olması düşünülemez. Bu idam edilmesine yeterli görülmüştür.

15. yüzyılın ortalarında Osmanlı İmparatorluğu ve yarı özerk Karaman bölgesi arasında bir çekişme yaşanmıştır. 1468-1474 yılları arasında anlaşmazlıklar nedeniyle Fatih Sultan Mehmet muhtemelen Alevi Kızılbaşları topluca Rumeli’ ye sürgün etmişler ve Karamanoğulları Beyliği’ne bu şekilde 1475’te son vermiştir.

1500 YILINDAN SONRA ALEVİ KATLİAMLARI

2. Bayezit döneminde Alevi katliamları ve sürgünleri

* Safevilerin Ruhani Lideri Şeyh Haydar’a suikast girişimi ile müritleri Kafir ilan edilmiştir.

* 2. Bayezit’in İran yolcuğu sırasında tutsak edilen tüm Alevi-Kızılbaşlar idam edilmiştir.

* Tutsak edilen Alevi Kızılbaşlar Yunan bölgesinde Mora, Modon, Koron ve Lepanto bölgelerine sürgün edilmiştir.

* 1501 yıllarda ilk dini fetva Osmanlı müftüsü Hamza Saru Görez’e çıkartılarak günümüze kadar geçerliliğini koruyan Alevi Kızılbaşlar devlet tarafından her zaman sakıncalı ve ayrı tutulmuştur.

Bu fetva şöyle başlamaktadır:

“Ey Müslümanlar! Bilin ve haberdar olun ki, reisleri Erdebil oğlu İsmail olan Kızılbaş topluluğu, Peygamberimizin şeriatını, sünnetini, İslam dinini, din ilmini, iyiyi ve doğruyu beyan eden Kuran’ı küçük gördüler. Yüce Tanrı’nın yasakladığı günahlara helal gözü ile baktılar. Kutsal Kuran’ı, öteki din kitaplarını tahkir ettiler ve onları ateşe atarak yaktılar…….”

Yavuz Sultan Selim Dönemi Katliamları 1512-1520

Yavuz Selim babası 2. Bayezit’in Alevi Kızılbaşlar için katliamlarını ve önlemleri az görmüş önce babasını sürgüne göndererek sonra da öldürtmüş. 3 kardeşini de öldürtmüş. Sonra da Alevi Kızılbaş Türkmenleri öldürtmek için nefretini kusmuştur.

Yavuz Selim Şeyhülislam İbn-i Kemal’e Alevi Kızılbaşların öldürülmesini haklı kılmak için yeni bir fetva hazırlatarak Safevilere karşı sefer düzenlemeye başlamıştır. Çaldıran Savaşı ve öncesinde Yavuz Selim ile Şah İsmail karşı karşıya geldiklerinde Yavuz Selim Farsça, Şah İsmail ise Türkçe konuşmuştur.

Kürt İdris Bitlisi’ye açık imza vererek Anadolu’da ne kadar Türkmen Alevi Kızılbaş varsa temizlenmesi konusunda yetki vermiştir. Bunun karşılığında Kürtler askerlikten ve vergiden muaf tutulmuştur. Ağalık sisteminin temeli bu dönemde atılmıştır. Bugün hala ağalık, şeyh ve mollalar (meleler) hakim sınıftır.

Kürt İdris Bitlisi, Diyarbakırlı Bıyıklı Mehmet Paşayı Erzincan’a vali tayin ettirmiş yapılacak işleri en başta Kürtlerden katil tim oluşturarak TÜRKMEN KATLİAMI olarak belirlemişler. Ve katletmişlerdir.

Kürt İdris Bitlisi Selimşahnamesinde Farsça yazdığına göre 40.000 Kızılbaşı  katlettiğini, Bıyıklı Mehmet Paşa ise 100.000 insanı katlettiğini övgüyle padişaha sunmuşlardır. Cemşit Paşa da bu katliam yarışında 40-50 bin Kızılbaş katlettik demiştir.

Yavuz Sultan Selim’den sonra Alevi katliamları

Alevi Kızılbaş olmak bile artık başlı başına suç sayılmış ve günümüze dek sürüp gelmiştir.

Osmanlı döneminde yalnız katliamlar olmamış sürgünler de yapılmıştır. En çok sürgün edilen yerler Batı Trakya, Girit adası, Kıbrıs, Modon, Koroni, Budun ve Filibe olmuştur. Hatta Kıbrıs Adasında sürgün edilen köylerden birin adı Kızılbaş Köyü olarak kayıtlara geçmiştir.

Bunun dışında Kızılırmak’ta boğdurularak idam edilenler, kürek mahkûmları, taşlanarak öldürülen Kızılbaşların haddi hesabı yoktur.

1800. yıllarda Osmanlı döneminde Bektaşilik kısmen kabul görülmüşse de 1826 da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla isyanlar çıkmış 8000 civarında kişinin ölümüyle isyanlar bastırılmış. İsyancıların mallarına el konulup esirler sürgüne gönderilmiştir. Bunun adına da VAKA-İ HAYRİYE denilmiş. Yani Hayırlı bir olay. Sürgünler Selanik’e gönderilmiş daha sonrada “Kan Kulesi” adı verilen yerde hepsinin kellesi vurdurulmuştur.

Bektaşi Babası lideri Hamdullah Çelebi’de idama mahkûm edilmiş sonra idamdan vaz geçilip Amasya’ya sürgün edilmiş ve orada vefat etmiştir.

Yüzlerce Bektaşi Tekkeleri kapatılmış yüzlerce sayısız derviş ve baba öldürülmüş ve mallarına el konulmuştur.

Her zaman olduğu gibi Bektaşilere ahlaki suç isnat etmekten geri kalmamışlardır.

Yüzyıllardır süren bu baskı Alevi-Bektaşi-Kızılbaş-Türkmen adlarıyla anılan kimler varsa hep potansiyel suçlu gibi görülmüşlerdir.

Bu nedenle bu topluluklar gerek inançları gereği, gerekse yaşam biçimlerinde hep korku hâkim olmuştur. Kimliklerini gizlemişlerdir. Anadolu’nun en ücra ya da ulaşılması zor olan dağlık alanlarda, yoğun orman alanlarının diplerinde yaşamını sürdürmüşlerdir.

1500 (16.yüzyıl) yıllarda Osmanlı’nın ortaya attığı ve kamuya yaydığı mumsöndü gibi iftiralar bu gün dahi halk arasında söylenip durmaktadır.

Cumhuriyet Döneminde Alevi katliamları

Zini Gediği Katliamı:

6 Ağustos 1938 tarihinde Erzincan Kılıçkaya Köyü Zini veya Zeyni Gediği denilen yerde 95 köylünün kurşuna dizilmesi olayıdır. Bölge halkı olaylardan sonra Balıkesir ve Keşan’a sürgün edilmiştir. Bu olay Dersim olayları sırasında yaşanmıştır. Bu katliamı Kürt İsyanı olarak değerlendirmemek gerekmektedir.

Dersim olayı, Şeyh Said ve Kürt isyanı ile birlikte anıldığından bu konu ayrı bir inceleme konusu olarak ayrıca ele alınmalıdır.

Malatya Katliamı veya Malatya Olayları,

17 Nisan 1978’de Malatya’da meydana gelen Alevi karşıtı yobazlarca şiddet olayları ve cinayetler devam etmiştir. Dönemin belediye başkanı Hamit Fendoğlu öldürülmüş bunun üzerine kendilerini Sünni-İslamcı gören şeriat yanlısı grupların şehrin Alevi ve solcu bölgelerine girerek şiddet kullanarak ortalığı kana bulamıştır. Bu vahim olaylarda 3’ü çocuk olmak üzere 8 kişi öldürülmüş, 20’si ağır olmak üzere 100 kişi yaralanmış ve yaklaşık 1000 iş yeri tahrip edilmiştir.

Maraş Katliamı veya Maraş Olayları,

19 Aralık ile 26 Aralık 1978’de Kahramanmaraş’ta  yine bir Cuma günü başlayan ve 7 gün süren  Alevilere yönelik bir katliamdır. Resmî rakamlara göre yedi gün süren bu olaylar sırasında 120 kişi öldürülmüştür. Alevilere ait 559 ev yakıldı, 290’a yakın iş yeri tahrip edildi şeklinde kayıtlara geçmiştir.

Yirmi yıldan fazla süren dava sonucu demokrasinin bir kere daha katledildiği görülmüştür.  

Çorum Olayları veya Çorum Katliamı 

Çorum’da 1980 Mayıs-Temmuz aylarında meydana gelen, siyasi ve dini temelli olarak ortaya çıkan kanlı olaylardır. O günün koşullarındaki ülkücülerin Alevilerin yoğun olarak yaşadığı yer olarak bilinen Milönü Mahallesi’ne saldırması üzerine, çoğu Alevi olmak üzere resmî kaynaklarca 57 yurttaşın ölümü ve yüzlercesinin yaralanmasıyla sonuçlanmıştır.

Sivas KatliamıSivas OlaylarıMadımak Katliamı ya da Madımak Olayı,

2 Temmuz 1993 tarihinde bir Cuma günü, radikal gerici İslamcı grup tarafından tekbir getirerek Sivas Merkezinde düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nde çoğunluğu Alevi 33 yazarozandüşünür ile 2 otel çalışanının toplam 35 kişi yanarak ya da dumandan boğularak ve katledilerek sonuçlanan acı olaydır.

Gazi Mahallesi olayları ya da Gazi Katliamı

12 Mart 1995 tarihinde Gaziosmanpaşa İlçesi, Gazi Mahallesi’nde Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye, durdurdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırı sonucu başlayıp ve şehrin diğer bölgelerine yayılan 15 Mart 1995’e dek kent genelinde süren olaylar sonucu 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmıştır.

ALEVİ ŞAİR VE OZANLAR

Günümüze ışık tutan Alevi Şairler ve Ozanlar Türkçemizi bize aktaranlardır.  Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Kazak Abdal, Kaygusuz Abdal, Kul Himmet, Seyrani, Nesimi, Yemini, Fuzuli, Virani, Karacaoğlan, Köroğlu,  günümüzde Aşık Veysel, Mahzuni, Neşet Ertaş gibi yüzlerce ozanlar var.

Türk dilini hem konuşarak hem de şiirlerinde dile getirerek günümüze kadar getiren Alevi-Bektaşi-Kızılbaş şair ve ozanlarının hizmetine karşılık, gerici din grupları bu topluma büyük bir iftira kampanyasını maalesef sürdürmektedir.

Bu toplum Alevi-Bektaşi-Tahtacı-Yörük-Çepni gibi isimlerle anılmaktadır. Tümü Türk’tür ve Türkmen olarak anılmaktadır. Türkmen terkip olarak Türk-men anlamı Türk insanı, ya da Türk-i Emin anlamıyla güvenilir Türk insanı olarak anlam ifade eder.

Türk Milleti budur. Aslen Türk olanlar ya da sonradan dini inanışlarını öne çıkararak Arap Milleti ile kendini karıştıranlardır. Hatta kendilerini Arap gören insanlar bile mevcuttur.

Türkiye Cumhuriyeti Alevilere büyük bir özgürlük nefesi aldırmıştır. Bu nedenle Aleviler Atatürk’e minnettardır.

Türkiye’de kendini Müslüman olarak sayan kişiler ise Sünni Müslüman olarak görmektedir.

Aleviler ibadetlerini Türkçe olarak yaparlar ve ibadet yerleri Cem evleridir.

Alevi inanç topluluğu önce Türk olduklarını ve daha sonra din olgusunu öne sürerler.

O nedenledir ki; “Türk doğmak kaderimdir, din ise tercihimdir” demektedirler.

ARAPLAR TÜRKLERİ KATLEDİP SONRA DA MÜSLÜMAN MI ETTİLER?

ALEVİLER ARAPLARA NEDEN MESAFELİDİR?

Çok özetle Türklerin Müslüman dinini nasıl kabul ettiklerini anlatalım. Muaviye Arapların başına halife olarak geçer (661) ve Emevi dönemi başlamıştır. Bu yıllarda 1. Göktürk Devleti yıkılmış hakimiyet Çin yönetimine geçmiştir.. 2. Göktürk Devleti henüz kurulmuş genç bir devlettir. Tüm bölgelere nüfuz edecek kadar güçlü değildir. Küçük beylikler halinde yaşayan Türkler Araplara göre zengin ve iyi bir yaşam sürmektedirler.

710 yılı Emevi halifesi Velid dönemidir. Katliamın baş aktörü Kuteybe Bin Müslim Horasan valisidir. Farslar Emevilerin hakimiyetindedir. Önce Belh kentini sonra Beykent’i ele geçiren Kuteybe komutasındaki Arap-Emevi ordusu yağma yapılarak tüm erkekler öldürülür. Kadınlar ve çocuklar esir alınır. Dönemde savaş hukuku yoktur. Vahşilik ve katliam ürkütücü boyuttadır. Türklerin altın işçiliği kadınların beyaz tenli oluşu Arapları iştihasını kabartıp vahşiliğini öne çıkarıp çılgın etmişlerdir. Tutsakları yol boyunca kafalarını keserek direklere asarak ve kadınları cariye ve köle olarak satarak Türkleri bırakın Müslüman etmek için savaşmayı kendi zenginliklerini ve zevkleri için insanlık dışı bir katliamla karlı çıktıklarını düşünmüşlerdir.

Ne İslam hukuku ne de Arap hukuku onlar için pek önemli değildir.

Türkleri katleden bu vahşilik sonunda Türkler gerçekten Müslüman olmuşlar mıdır? Kesinlikle hayır. Talkan-Cürcan Katliamında en büyük acıyı çeken Türkler bir daha Müslüman olmayı bırakın Arapların yüzünü bile görmek istememişlerdir.

İşte bu katliamları yaşayıp ta Araplardan nefret eden Türkler kimlerdir diye aklınıza geliyor mu?

İşte bu katliamlara rağmen kendini Arap gören veya Arap Sevicisi olan Arap- Vahabi-Selefi zihniyetinde olanları Türk Milletinden üstün görenler kimlerdir diye bir bakınız.

Türkleri aşağılayan, Türkleri horlayan Arap dilini ve geleneğine hayran olanlara bir bakınız.

Bu konu ayrı bir yazı konusu olduğu için bu kadar yeterlidir.

Tekrar konumuzun özüne dönelim.

SİYASİ PARTİLERİMİZE DE BİR ÇİFT SÖZÜMÜZ OLMALI

NEDEN ALEVİLERİN ALEVİLİĞİ ÖNE ÇIKARILARAK KÜÇÜMSENİYOR?

Yukarıda özetlemeye çalıştığım Emevilerden günümüze kadar Türkleri sevmeyen, dışlayan kimler?

Bu gün kendini yalnız Müslüman olarak görüp Arap seviciliğine soyunanlar kim?

Gerçekten Türk olup bu güne kadar Türk Milletinin dilini, örf ve adetlerini, geleneklerini ayakta tutan kadın ve erkek ayırımı yapmayanlar kim?

Emevilerin dayattığı İslam Dini ile pek de örtüşmeyen Arap-Emevi-Selefiliğini din kabul edip onu kutsayanlar kim ?

Bütün siyasi partilerimizde azıcık bir Türk Şuuru varsa bir kez olsun düşündüler mi ?

Talkan ve Curcan Katliamıyla başlayıp günümüze kadar gelen Türkmenler neden Devletin başında olamıyorlar? Neden vali, Genel Kurmay Başkanı olamıyorlar.

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinden hemen sonra gerçekten Türk olan Çandarlı Halil Paşa’nın gözlerine mil çekip katledilmesinden bu yana neden bir gerçek Türk devletin başında olmadı ?

Benim de içinde siyaset yaptığım parti veya partilerde neden adam gibi bir Türk veya bugünün deyimiyle Türkmen bir kişi neden bulunmuyor veya bulundurulmuyor?

GÜNÜMÜZ SİYASİ PARTİLERİNE SESLENİYORUM!…

Büyük partilerinizden küçük partilerinize kadar hepinize söylüyorum

Arap Emevi Atalarınız, Osmanlı padişah atalarınız, ağa, şeyh, molla (mele) daha kimler varsa asırlardır onlar nasıl Alevi Türkmenlere saldırdılar katlettiler, sürdüler, horladılar ve iftira attılarsa siz de aynen devam edin. Yoksa bu soygun düzeninizi Mete Han gibi, Cengiz Han gibi, Hülagü Han gibi, Eba Müslim Horasani gibi, Hüseyin Gazi gibi ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi bir kahraman çıkar hepinizin başına bu kokuşmuş düzeninizi yıkar ve sizin de sahtekarlığınıza ve düzenbazlığınıza son verir. Önerim; elinizi çabuk tutun. Ağababalarınızda sizi kurtaramaz haberiniz olsun.

Sizin gibi düşünmüyor diye aydın Türk Milletinin öncü parçası olan Türkmenleri horlayarak, itip kakarak aşağılamak ta ne oluyor? Ama siz de diyeceksiniz ki; biz yarasa gibi karanlıkları severiz.

NOT :

Bu bir araştırma yazısıdır. Okumak için uzundur. Ama not edip kayıt altına alınması için önemlidir.

Next Post

EGENİN İNCİSİ İZMİR ASBEST YIĞINLARINI HAK ETMİYOR

Çar Tem 27 , 2022
Erdem GÜNALP 19.7.2022 Değerli yol arkadaşlarım; Dünyanın farklı bölgelerinde denizlerdeki miadını tamamlamış gemileri egenin incisi, İzmir şehrimizdeki Aliağa limanına getirilerek söküm işlemlerinin yapılmasını hangi mantıkla kabul ediyorlar anlamak mümkün değil. Ülkemizi yönetenler ASBEST nedir ya bilmiyorlar yada bilmek istemiyorlar. Asbest kanserojen maddesi yüklü element olarak insan sağlığına ne kadar zararlı […]