(ATATÜRK’ÜN KURDUĞU) CHP’NİN ÇİZGİSİ SOSYAL DEMOKRASİ DEĞİLDİR

 Suay KARAMAN  

  • Atatürk’ün CHP’sinin sosyal demokrasiyi benimsemediği çok açıktır. 
  • Sosyal demokrasi emperyalizmin ‘yedek lastiği’ olarak tanımlanmakta ve ulusalcılığın aşılması gerektiğini savunmaktadır. Yani hem Atatürkçü, hem sosyal demokrat olunmaz. 
  • Mustafa Kemal, “sosyal demokrasi” yerine “halkçılık” ve “devletçilik” anlayışlarını benimsemiş ve uygulamıştır

13 Haziran 2022 tarihli “Eski CHP” adlı yazımızda, 7 Haziran 2022 tarihinde yapılan CHP grup toplantısında muhafazakâr genç kadınlara Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun; “Şuna inanmanızı isterim: CHP eski CHP değil, siz eski siz değilsiniz. Artık beraberiz, artık birlikteyiz; aynı değerleri savunuyoruz, aynı değerleri savunmaya devam ediyoruz. Buna da inanmanızı isterim.” sözlerine eleştiri getirmiştik. CHP’nin kurucusu eşsiz liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün zamanında yapılanları özetlemiş ve CHP’nin nasıl bir parti olduğunu vurgulamıştık. Atatürk döneminde yapılanlara bakılınca, Atatürk’ün CHP’sinin sosyal demokrasiyi benimsemediği çok açıktır. 

1863 yılında Prusya’da siyasi işçi hareketi olarak ortaya çıkan Sosyal Demokrasi akımı, 1869 yılında Marksizm’in hedeflerine barışçıl yöntemlerle ulaşılması düşüncesiyle olgunlaştı ve 1891 yılında Marksist oldu. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Marksizm’den hızlı bir biçimde koptu. Bu kopuş sonucunda önce emperyalizmin, ardından da kapitalizmin savunucusu noktasına savruldu. Böylece üretim araçlarının devletleştirilmesi hedefinden, eğitim ve sağlıktan ücretsiz yararlanma hakkından vazgeçerek, serbest pazar ekonomisini ve özelleştirmeleri savunarak bugünkü konumuna geldi. Küreselleşen dünya masalıyla birlikte sosyal demokrasi, liberal sol olarak anılmaya başladı ve sosyal demokrat partilerin, muhafazakâr partilerden farkı kalmayınca da, sosyal demokrasi iflas etti. Başlangıçta Marksist hedeflerle açılım yapan sosyal demokrat partiler, günümüzde tüm dünyada küresel sermayeye hizmet etmeye başladılar. 

Büyük önderimiz Atatürk’ün tüm yaşamı boyunca ülkemiz için ürettiği fikirler, projeler, eylemler ile bunların oluşturduğu sonuçlar Kemalizm olarak adlandırılmaktadır. Kemalizm, benim yerimde benden ileri olmaktır” diyerek kendi ideolojisini açıklayan Mustafa Kemal Atatürk, akıl ve ilimi manevi mirası olarak göstermiştir. Kemalizm Altı Ok’tur, tam bağımsızlıktır, emperyalizm karşıtlığıdır; Kemalizm sürekli yeniliğe açıklıktır, kendini aşmaktır, geliştirmektir, çağdaş uygarlıktır. 1923 ile 1938 yılları arasında ülkemizde yapılanlar, yaşananlar, her alanda kalkınma hamleleri Kemalizm’in ürünüdür. Bu bağlamda Kemalizm ile sosyal demokrasinin farklı olduğu bilinmelidir. 

“Türkiye’de Sosyal Demokrasi (1908-1998)” isimli kitabın yazarı Dr. Hasan İleri’ye göre Kemalizm ya da Atatürkçülük ile sosyal demokrasinin bağdaşması mümkün değildir. Sosyal demokrasi emperyalizmin ‘yedek lastiği’ olarak tanımlanmakta ve ulusalcılığın aşılması gerektiğini savunmaktadır. Yani hem Atatürkçü, hem sosyal demokrat olunmaz. 

Kemalizm’in benimsediği yaklaşımlar ile sosyal demokrasinin yaklaşımları birbiriyle uyuşmamaktadır. Kemalizm’de ulusal egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, sosyal demokrasi ise ulusal egemenliğin aşılmasını amaçlar. Kemalizm tam bağımsızlıkçıdır, sosyal demokrasi ise özgürlükçüdür ama bağımsızlıkçı değildir; İngiltere Kraliçesine bağlılık yemini ederek, özgürlükçü demokrasi altında yaşayan, bağımsız olmayan devletler vardır. Kemalizm’in en önde gelen ilkesi cumhuriyetçiliktir, sosyal demokraside ise cumhuriyetçilik şartı yoktur; birçok sosyal demokrat ülkede kral vardır. 

Kemalizm’in devletçilik ilkesi ulusal sermayeyi koruyan, sosyal adaleti benimseyen karma ekonomik görüşü savunurken, sosyal demokrasi devletçi modelden vazgeçmiştir. Kemalizm’in ilkelerinden biri ulusallıktır (milliyetçilik), sosyal demokraside ulusallık yoktur; sosyal demokrasi, Atatürk ilke ve devrimlerini kabullenmek ve onlara uymak zorunda değildir. Kemalizm ulus devletten yanadır, üniter yapıyı benimser, tüm alt kimlikleri birleştiricidir, sosyal demokrasi ise ulus devletlerin parçalanması için ayrılıkçı hareketleri destekler ve ayrıştırma taraftarıdır. Kemalizm’in halkçılık ilkesi ülke kaynaklarının toplumun yararına kullanılmasını ve sosyal devlet ilkesini benimser, sosyal demokrasi ise kendi ülkelerindeki işçi sınıflarının desteğini alabilmek amacıyla, emperyalist sömürüden onlara pay verir. Kemalizm’in laiklik anlayışında devletin din üzerinde Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla kontrolü mevcuttur, ılımlı Hıristiyanlığı savunan sosyal demokraside ise böyle ya da benzer bir kurum olmadığı gibi, kilise dini istediği gibi yorumlar, özgürdür ve tarikatlar serbesttir. 

Emperyalizmin ideolojik ve siyasi araçlarından birisi de sosyal demokrasidir. Türkiye’nin milli demokratik devrimini Altı Ok ile açıklanan anlayışlar temelinde geliştiren Mustafa Kemal, “sosyal demokrasi” yerine “halkçılık” ve “devletçilik” anlayışlarını benimsemiş ve uygulamıştır. Kemalist Devrim’in özelliği, emperyalizm karşıtı olmasıdır. İşte bu özellik, Kemalizm ile sosyal demokrasinin ayrıldığı temel noktalardan birisidir.

Atatürk’ün CHP’sinin, uzun yıllar önce Kemalizm’den saptırılarak, sosyal demokrasi yolunda ilerlemesi sağlanmıştır. 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında CHP’nin sosyal demokrasiyi benimsemesi için çalışmalar yapıldı ve bu konuda başarıya ulaşıldı. Günümüzde CHP üyelerinin büyük çoğunluğu, sosyal demokrasiyi ve geçmişini bilmedikleri için “ben sosyal demokratım” diye söze başlamaktadırlar. Kendilerine ‘sosyal demokrat’ diyenlerle gidilecek yolun, aydınlığa ulaşamayacağı da anlaşılacaktır. 

14 Haziran Salı günü yapılan CHP grup toplantısında Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun; “Türkiye’nin genç muhafazakâr kadınlarına bir kez daha seslenmek istiyorum. CHP eski CHP değildir. Beraberiz, birlikteyiz. Artık aynı değerleri savunuyoruz.” söylemi yine tepki çekmiştir. CHP’nin eski ya da yeni olması değil, çizgisi önemlidir. Yaşadığımız süreçte Kemalist CHP’ye her zamankinden daha çok gereksinim vardır Böylece CHP çizgisini bulacak ve iktidara doğru emin adımlarla ilerleyecektir. 

Azim ve Karar,

20 Haziran 2022

Bir cevap yazın

Next Post

ADALET VE DEMOKRASİ

Paz Haz 26 , 2022
Prof.  Dr. Levent SEÇER Demokratik Hukuk Devletlerinde hiç kimse yargıya talimat veremez. Bunun aksi yaşanan bir ülkede yargı bağımsızlığı tarafsızlığı en önemlisi. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin varlığından söz edilemez. Adaletin çürüdüğü bir ülkede. Devlet ayakta kalamaz. İnsan hak ve özgürlükleri tümüyle çarklar arasına sıkışıp kalır. Demokrasinin özde dolaysız değil sözde yaşandığı […]