CEM GÜRDENİZ BASIN AÇIKLAMASI

Değerli Dostlarımız,

Bugün 24 Şubat 2022 tarihinde İstanbul Çağlayan Adliyesinde görülen 104 Amiral Bildirisi davasındaki duruşma sonrasında, değerli E. Tüma. Cem GÜRDENİZ’in yaptığı basın açıklamasını bilgilerinize sunarım.

Saygılarımla,

Haluk DURAL

Milli Merkez Genel Sekreteri

24 ŞUBAT 2022

CEM GÜRDENİZ BASIN AÇIKLAMASI

Değerli Basın Mensupları

Bildiğiniz üzere 4 Nisan 2021 günü 104 emekli amiralin whatsapp grubunda oluşturduğu ‘Kanal İstanbul’ neşetli Montrö Sözleşmesi tartışmaları ile bir tarikatta askeri üniforma üzerinde dini kisveler giyen ve kamuoyunda sarıklı Amiral olarak bilinen bir şahsın yarattığı hassasiyetleri dile getiren ve anayasamızın 26. Maddesi paralelinde kaleme alınan bir basın açıklamasına onay verdiğim için diğer 9 amiral ile birlikte 5-12 Nisan 2021 tarihleri arasında 8 gün Ankara’da gözaltında tutuldum. Daha sonra bir hafta süre ile ayağıma elektronik kelepçe takılarak şehir dışına çıkmam bile yasaklandı.

Değil Türkiye, dünya tarihinde eşi ancak polis devletlerinde görülecek darbe imalı bildiri suçlamasıyla özgürlüğüm çalındı. Aynen FETÖ isimli iblis ihanet çetesinin ve ortaklarının Balyoz kumpası ile 3,5 yıl Hasdal ve Silivri’de özgürlüğümün çalınması gibi.

Bize atalarımızın armağanı dünyanın en seçkin coğrafyasının oluşturduğu vatanımız ile Mustafa Kemal Atatürk tarafından miras bırakılan Cumhuriyetimiz uğruna iftiraya ve zulme uğramaya ve gerektiğinde bedel ödemeye devam ediyorum ve bununla gurur duyuyorum.

Balyoz’da 2012 yılında 18 yıl hüküm giydiğimde savunma yapmadım. FETÖ Mahkemesine açıkça sizi tanımıyorum dedim. O günlerde Türk kamuoyuna basın açıklaması ile bir mesaj vermiş, şu cümlelerle tamamlamıştım:

“Eğer bir tasfiyeyi gerçekleştirmek için darbeci iftirasına uğramışsam ve bunun arkasındaki gerçek neden vatan sevgim ise yaşadığım bunca haksızlıklara rağmen vatanımı ve Atatürk’ü sevmeye daha büyük bir coşku ile devam ediyorum, hala!”

Darbe imalı 104 Amiral Bildirisi suçlaması ile Ankara’da tutuklu kaldığım 8 gün sonunda da basına yaptığım açıklamada şunları söylemiştim.

“Haklı tarafta, doğru tarafta olmak. Bunlar çok önemli. Bu kadar basit bir basın açıklamasından bu aşamaya gelmek de tam anlamıyla bir iletişim kazası. Ama bu kazanın nedenini bizde aramayın.”

104 Amiral davasının iddianamesi 7 Aralık 2021 tarihinde kabul edildiğinde de basına şu açıklamayı yapmıştım:

“Rusya Ukrayna sınırı barut fıçısı. Karadeniz’de fırtına başlamak üzere. Montrö yeniden dünya gündemine gelecek. Ve perde: Akla ziyan Montrö iddianamesi piyasaya sürülüyor. Tanrı Türk milletini korusun.”

17 Aralık 2021 tarihinde davaya bakacak olan mahkeme iddianameyi kabul ettiğinde şu açıklamayı paylaştım:

”Montrö İddianamesi kabul edilmiş. Balyoz iddianamesi de kabul edilmişti. Biri whatsup diğeri sahte CD iddialarına dayanıyor. İkisinin ortak yanı Türk hukuk sistemine onarılmaz hasar vermesi. TL değer kaybediyor diye üzülüyoruz. Asıl üzülmemiz gereken Türk hukukunun değer kaybı.’’

Değerli Basın Mensupları

Ben hala haklı ve doğru tarafta kalmaya devam ediyorum. Türkiye’de haklı, doğru ve namuslu cephede yerini korumanın zorluğunun farkındayım. Ayağıma kelepçe takılmış olsa da; pasaportuma el konulmuş olsa da; korumalarım alınmış olsa da ama en önemlisi canım kadar sevdiğim bahriye ve bahriyelilerden koparılmış olsam da Atatürk’e, vatanıma ve mavi vatanıma sadık kalmaya devam ediyorum ve ölene kadar devam edeceğim.

Savunduğum tüm değerler, tüm fikirler tarihin ve bilginin süzgecinden geçmiş, Türkiye’nin zaman zaman seviyesizlik rekoru kıran iç siyaseti ve kahve sohbetinin sınırlarını geçemeyen kutuplaşmış ortamının dışındadır. Tek ideolojim Kemalizm, tek rehberim Mustafa Kemal Atatürk’tür. Değerlerimi doğduğum ve kurduğum ailelerim ile gerçek ve tek sahibi Atatürk olan Cumhuriyet Donanmasından alıyorum. Türk savunma ve dış politika gündemiyle, düşünce dünyasına kitaplarım, makalelerim ve sosyal medyadaki videolarım üzerinden Mavi Vatan, deniz jeopolitiği ve genelde jeopolitik öğretiyi getirmeye ve katma değer üretmeye devam edeceğim.

Değerli Basın Mensupları

 21 Şubat 2022 tarihinde Rusya’nın Ukrayna’daki Luhansk ve Donetsk bölgelerinin bağımsızlığını tanımasıyla dünya fiilen çok kutuplu dünya düzenine geçti. Batının büyük meydan okuması ve tehditlerine rağmen Çin’i arkasına alan Rusya Federasyonu jeopolitik bir hamle ile yeni düzeni başlattı. Bu sürecin topyekûn konvansiyonel bir savaşa dönüşmeden dengeye kavuşması dileğimizdir. Bu sürecin başlangıcında 14 Ocak 2021 tarihinde kamuoyuna şu açıklamayı yapmıştım: ”Montrö Sözleşmesine yönelik Türkiye’nin tutumu İkinci Dünya Savaşından daha zor bir döneme girecek. 1939’da bağımsızdık. Bugün NATO üyeliğimiz Rusya Ukrayna krizinde bizi çıkarlarımız dışında maceraya sürükleme potansiyeline sahip. Çok dikkat edilmeli.”

30 Ocak 2022 tarihinde de kamuoyuna şu açıklamayı yapmıştım: ”Ukrayna krizi savaşa dönüşürse bundan en çok zarar görecek ülke Türkiye olacaktır. Ankara, Montrö Sözleşmesinin Rusya aleyhinde yorumlanmasından, NATO gemilerinin Karadeniz çıkışlarına tolerans gösterilmesine kadar çeşitli baskılara maruz kalacaktır.”

Burada tekrar ediyorum. Montrö Sözleşmesi NATO ve Batı baskıları karşısında bir barış denizi olarak kalması gereken Karadeniz’de tarafsız ve bağımsız politikamızın tek güvencesidir. Nitekim Cumhurbaşkanı. “Türkiye’nin NATO ile Karadeniz’de çıkarları örtüşmüyor” deklarasyonu yapmıştır. Benzer şekilde

Millî Savunma Bakanlığı da “Montrö Sözleşmesi’nin sağladığı düzenin bütün taraflar için yararlı olduğunu” dile getirmiştir.

O zaman 104 Amiralin bugünleri öngörerek dile getirdiği Montrö ve sarıklı Amiral hassasiyeti nasıl oluyor da hukuk kumpası üzerinden bir linç kampanyasına dönüştürülüyor? Türkiye’de yer yerinden oynatılıyor. Donanmaya büyük hizmetleri geçmiş 104 çok değerli amiral bilinçli ve organize bir itibarsızlaştırma kampanyasının hedefi haline getiriliyor? Yargı süreci başlamadığı halde tarafsız kalması gereken devlet kurum ve kuruluşları nasıl oluyor da bu saldırıda taraf olabiliyor? Hukuk Biliminde adı bile geçmeyen darbe imalı bildiri kavramı üzerinden yaş ortalaması 75-80 olan 104 emekli Amiral üzerinden büyük bir korku iklimi ve baskı ortamı yaratılabiliyor?

O zaman şimdi de ben soruyorum. Ben Hodges isimli eski Avrupa Amerikan Kara Kuvvetleri Komutanı Amerikalı Emekli Orgeneral, 13 Şubat günü bir Türk televizyonuna verdiği demeçte şunları söylüyor: “Bence Türkiye batının Rusya’nın ekonomik misillemelerine karşı kendisini koruyacağına daha çok güvense o zaman Montrö Sözleşmesini daha sıkı uygulayabilir. Rus denizaltıları bu sözleşmeyi ihlal ediyor. Türk müttefiklerimizle, onların Rusya’nın karşı tepkisine maruz kalmayacaklarından emin olacakları doğru bir ilişki kurmamız durumunda, Türkiye’nin elinde Rus askeri gemilerine boğazları kapatmaları için meşru nedenler bulunuyor.”

Peki bu demece karşı Türk basını, Türk kamuoyu cevap veriyor mu? Hayır. 104 amirali linç eden sistem, Amerikalı bir emekli generalin “Türkiye Montrö’yü ihlal ediyor” suçlamasına tek cevap vermiyor.

Değerli Basın Mensupları,

11 yıl önce Balyoz manifestomun sonunda şöyle demiştim.

“Anadolu coğrafyasının donanmasızlığa ve tırnakları sökülmüş, ulusal koruma refleksini kaybetmiş donanmalara tahammülü yoktur.  Bu dijital terör saldırısı sonunda eğer bahriye kan kaybeder, seçkin denizcilerinin tasfiyesi başarılı olur ve bunun yansımaları gelecek günlerde denizlerimizde ulusal çıkarlarımızın aleyhine tecelli ederse, tarih ve gelecek nesiller önünde, bahriye üzerinde bu oyunu oynayanlar kadar, bu oyuna alet olanlar ile sessiz kalanlar da suçlu olacaktır. Takdir aziz milletimizindir.”

Balyoz ihanetinin savcı ve hâkimleri ile donanma içindeki işbirlikçileri şimdi hapiste. Diğer taraftan Balyoz’da büyük tasfiye ve haksızlığa uğrayan biz bahriyeliler sayesinde Türkiye’de Mavi Vatan farkındalığı tetiklendi. Şu an devlet ve halkımız Mavi Vatanı biliyor ve koruyor. 104 Amiral kumpası da Montrö farkındalığını tavana taşıdı. Bugün herkes Montrö Sözleşmesinin hayati önemini biliyor ve Ukrayna Rusya krizinde bu değerli sözleşmeyi tarafsızlığımızın garantisi olarak kullanıyor.

 Bu süreçte de aynısı Balyoz’da yaşandığı üzere başlangıçta bize peşinen hüküm giydiren iradenin sahipleri savunduğumuz değerleri savunmak zorunda kaldılar. İşte Mavi Vatan işte Montrö Sözleşmesi.

Dilerim, Türkiye Karadeniz’de ulusal çıkarlarımızın aksine ABD ve NATO oldu bittileri ile karşılaşmaz. Dilerim, Montrö Sözleşmesi bu zor süreçte Türkiye’nin tarafsızlık garantisi olmaya devam eder. Dilerim whatsup iddianamesi temelli bu hukuk garabeti dava tarihin arşivlerinde yerini alır.

Hepinize saygılar sunarım.

Next Post

UKRAYNA'DA SAVAŞA HAYIR

Cts Şub 26 , 2022
Erdem GÜNALP 26.02.2022 Değerli yol arkadaşlarım, savaş insanlık suçudur, cinayettir. Emperyalist silah tüccarları hiçbir zaman barış istemez. Savaş çığlıkları atanlar şunu unuttuklarını sanmıyorum, bilmiyorlarsa açıp birinci ve ikinci Dünya savaşlarında ne kadar insanın kanına girip yaşamlarını elinden aldılar. Birinci Dünya savaşında ölen insan sayısı 20 milyon, ikinci Dünya savaşında ölen […]