GAZİ’NİN SOPASI

GAZİ’NİN SOPASI

Sadi ÖZGÜL

11.11.2021

Recep Tayyip Erdoğan’ın iki sıfatı var. Biri AKParti Genel Başkanı, diğeri de TC Cumhurbaşkanı.

Erdoğan, 10 Kasım 2021 Atatürk’ün vefat yıl dönümünde yaptığı konuşmasında “Gazi hayatta olsaydı, emin olun onları o partiden sopayla kovalardı” diyordu. Bu sözleriyle Atatürk’ün kurucusu ve ilk Genel Başkanı olduğu CHP’yi kastettiği tartışmasız bir gerçektir.

Hatta bir arada Cumhur ittifakına katılmadı ve ağır eleştiriler yaptığı için Saadet Partisi ve Genel Başkanı Karamollaoğlu’nu hedefe koyarak; “Erbakan hoca yaşasaydı bunları sopayla…” diye başlayan cümlelerde kurmuştu.

Her ne kadar kürsüde Cumhurbaşkanlığı forsu da olsa, o forsun verdiği sorumluluğu görmezden gelip, “Cumhurbaşkanı tarafsızdır” ilkesini çiğnediği için bu sözleri AKParti Genel Başkanı sıfatıyla söylenmiş olarak görmek gerekir.

AKParti Genel Başkanı Erdoğan’ın TC kurucu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün adını anmamak için “GAZİ” demekle yetinmesine millet olarak şahit olduk.

Bazı çevrelerin bunda bir düşmanlık ve kindarlık vb kasıtlar arıyorlar.
Erdoğan ise “Atatürk” dememek için değil, soy adında TÜRK kelimesi geçtiği için “GAZİ” deyip geçiştirdi sanki.

Sözde İslami camianın bir kısmı ve yine sözde Siyasal İslamcıların genelinin TÜRK kelimesini özenle kullanmak istemezler. Bunun altında yatan sebeplerden biride TÜRK demenin Irkçılık olduğu gibi bir tuhaf düşünceye dayalı dünya görüşleri vardır. İşte Erdoğan bu çevrede yetişti. Aynı çevreninde siyasi hareketin temsilcisi ve lideri olduğu bu sözleri söylediği gibi bir nedenlere bağlıyorum.

O çevreye göre; Arabım… Acemim… Hinduyum… Afganım… Gürcüyüm demek ırkçılık değil. Ama “Türküm” demek ise IRKÇILIK.

Şimdi gelelim GAZİ’nin elindeki sopayla kovalama meselesine;

Ceza verici birinin elinde sopa olursa, kovalama ve dövme gibi iki ceza seçeneği olur.
En hafifi de sopayla kovalama cezası olur haliyle.

Şimdi de kovalama ve sopalama cezasına kimler muhatap olabileceğine bakalım birazda.

  • Gazi hayatta olsaydı, orduyu nasıl bu hale getirdiğiniz derdi.
  • Gazi hayatta olsaydı, tarikat ve cemaatler devletin kritik yerlerine nasıl sızdılar derdi.
  • Gazi hayatta olsaydı, ekonomiye, eğitime, ahlaka, aileye, adalete ve dine nasıl zarar verdiniz derdi.
  • Gazi hayatta olsaydı, tersaneler, limanlar, madenler yabancılara nasıl peşkeş çekildi derdi.
  • Gazi hayatta olsaydı, İstanbula nasıl ihanet edildi derdi.
  • Gazi hayatta olsaydı, kıymetli madenlerden olan altın gümüş vb neden yabancılar çıkarıyor derdi.
  • Gazi hayatta olsaydı, petrol çıkarma işinde TPAO neden en düşük payı alıyor derdi.
  • Gazi hayatta olsaydı, şeker fabrikalarını neden sattınız ve şekeri ithal etmeye başladınız diye sorardı.
  • Gazi hayatta olsaydı, Türkiyeyi Tarımda dışa bağımlı hale getirdiniz diye sorardı.
  • Gazi hayatta olsaydı, ABD üstleri neden kapatılmadı derdi.
  • Gazi hayatta olsaydı, siyasilerin şahsi menfaatleri için zalim emperyalistlerin her istedikleri yasaları neden kanunlaştırdınız derdi.
  • Gazi hayatta olsaydı, milletim neden borca ve faize esir ederek, işsiz ve aşsız bıraktınız derdi.
  • Gazi hayatta olsaydı, yurtta sulh cihanda sulh ilkesini çiğneyerek bölge barışını neden bozdunuz derdi.
  • Gazi hayatta olsaydı, 100 yıl önce bu toprakları çizmeleriyle geçmeye çalışan emperyalistleri kovdum. Neden tekrar çizmeleriyle geri gelmelerini sağlamaya çalıştınız derdi.

“… olsaydı şöyle yapardı…” gibi sözler diyebilmek için, onun neler diyebileceğini kavrayabilecek kadar azda olsa taktik ve stratejik devlet aklına ve zekasına sahip olmak gerekir.

Şimdi gelelim GAZİ’nin sopayla kime ne ceza kesebileceği ihtimallerinde;

Tıpkı Erdoğan’ın dediği gibi önce CHP ye ve Kılıçdaroğlu’na mutlaka ceza keserdi. CHP’lileri yetersiz ve korkak muhalefet yapmaktan dolayı sopayla kovalardı.

Peki 20 yıldır kesintisiz iktidarda olan AKParti’ye ve Erdoğan’a sizce ne yapardı acaba?

Şurası kesin ki, GAZİ hayatta olsaydı, 1990’lı yıllarda Refah Partisi İstanbul il teşkilatının evine kömür yardımı yaptığı Erdoğan’ı kimse bilmezdi. AKParti de olmazdı. Erdoğan’da İETT’den emekli olurdu. Diplomasının yetersizliğinden dolayı en fazla 3250 ₺ emekli maaşına talim ederdi.

Maalesef bunları kavrayabilecek sorup sorgulayacak günümüz sözde İslami Camia ve yine AKParti tipi sözde Siyasal İslamcılarda bu özellikler yoktur.

Tabii ki siyasette hiçbir şeyin tesadüfi olmadığını kuralını da unutmamak gerekiyor.

AKParti Genel Başkanı Erdoğan bunları bilmiyor mu peki?

Gayet iyi biliyor.
Ama memleket için yeni bir şeyler yapabilme kabiliyetini yitirmesi bir yana siyaseten de çaresizdir artık.

Kendini siyaseten öyle bir dar alana sıkıştırdı ki;

Birden bire tabanından tepkiler alacağını bile bile CHP’ye Atatürkçülük satmak ve Atatürkçü olma gibi bir siyasi hamleyi yapma zorunluluğunda hissetmeye başladı kendini

Eskiden CHP zihniyeti diye yerden vuruyordu. Şimdi ise “eski CHP zihniyeti”ni pamuklara sarmak gibi bir ruh haline büründüğü için tıpkı tek parti döneminde olduğu gibi “bu memlekette bir şey yapılacaksa onunda en iyisini biz yaparız” tarzı politikasıyla eski CHP’nin bıraktığı boşluğu şimdi partisiyle birlikte alıyor.

CHP, eski CHP zihniyeti olmaktan çıktı. Geçmişiyle yüzleşmeye başladı bunu da yaparken kapalı kapılar ardında değil, milletin gözü önünde yapıyorlar. Başörtüsü başta olmak üzere inanç özgürlüklerini ve diğer tüm özgürlükleri savunan bir yapıya dönüşüyor adım adım. Bu da eski tek parti dönemi CHP’sini örnek göstererek; “ne yani CHP mi gelsin” argümanını her devirde lehine çeviren ve seçmenden kerhen oy alan AKParti’nin elini zayıflatıyor haliyle.

Peki bu durum AKParti’nin lehine değilse, CHP’nin lehine mi?

Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP, kendi tabanını kaybetme riski alarak böyle bir açılım yapmıştı. İlk başta biraz kırın mırın edenler olmuştu. Onlar sessiz sedasız tasfiye edildiler. Ama CHP’nin halkla barışma sürecinde oylarında bir büyüme olduğunu görüp dahada büyüyebileceğini hesap edecek olanlar sessiz kalmayı tercih ettiler. Onlarda mecburen evrilecekler. Yine de evrilmeyenler çıkarsa onlarda sessiz sedasız tasfiye edilebilirler. Bu tasfiyeler tabanını rahatsız etmeden uzun bir süreden beri gerçekleşiyor CHP de.

CHP’nin açılım sonrası tabanını kaybetmediğini son yerel seçimlerden, başarı ile çıkmasından rahatlıkla görebiliriz.

Deniz Baykal’ın AKParti’nin işine yarayan statikocu dönemimden sonra, böylesine köklü dönüşüm yaşayan bir CHP’nin varlığı, AKParti’nin işine gelmeyecek bir duruma dönüşmüştür. “GAZİ hayatta olsaydı…” diye aba altında sopa göstermeli kurulan cümleler bundan hiçte memnun olmamaları ve panik yaşadıklarının bir dışa vurumu olmuş adeta.

Beğenirsiniz yada beğenmezsiniz, Türkiye de şöyle bir eğilimim yükseldiği izlenebiliyor artık.

Mustafa Kemal Atatürk’ün ve laikliğin yeniden keşfedilmesi gereken bir düşünce olduğu/olacağı eğilimi halkta yükseliyor. Bunun başlıca sebebi de Türkiye’de her alana yerleştirilmek istenen Siyasal İslamcılığın Siyonist proje olan BOP’un emellerine hizmet ettiği kanaatinin hakim olmaya başlamasıdır.

Siyasal İslamcıların arka bahçeleri olarak gördükleri neredeyse her ilçeye açtıkları İmam Hatip okullarındaki Z kuşağı bile bunu konuşuyorlar kendi aralarında.

Siyasal İslamcıların merak etmeyen, sormayan, sorgulamayan ve itiraz etmeyenler nesil yetiştirme projesi olan güya “dindar nesil projesi” çökmüştür.

Siyasal İslamcılık Projesi (SİP) projenin işleticilerinin makyevelist usüllerinin deşifre olmaları nedeniyle Türkiye de çökmüştür.

Uzatmaları oynuyorlar sadece…

Vesselam
Sadi ÖZGÜL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

EĞİTİM VE ÖĞRETİM ÜZERİNE

Cum Kas 12 , 2021
EĞİTİM VE ÖĞRETİM ÜZERİNE Erdem GÜNALP Tüm Ülkelerin olmazsa olmazı, Milli Eğitim kurumlarının iyi çalışması, ülkelerin geleceği ile doğru orantılı olmalıdır. Üzülerek ifade etmeliyim ki; Ülkemizde eğitim yazboz tahtasına dönüştü, sınıfta kalmalar kaldırıldığı gibi, çocuklarımızın geleceği sanki birilerinin arka bahçesi olacakmış gibi eğitim içeriği çok zayıf. Ülkemizde neredeyse, tarikatların öğretmenlik […]