BUĞULU CAMLARA ÇİZİLEN HAYALLER

Mehmet Sebih ALTUN

Köreldi kalem uçları. Tertemiz sayfalar karalandı. Satırlar arasında bir parça umuttan kül aradı gözler ayraç niyetine. Tozu yutulur gibi değil. Tozların altında ağlaşan kelimeler. Birbirine sımsıkı sarılmış bir cümlede virgül olmaktı yeniden nefes almak. Bitirebilmekti nokta gibi yaşanmaması gereken her ne varsa hepsini anlatan cümleleri.

Keskin bir bıçakla kesmekti yarım kalması gereken tamamları. Dik durmak, olması gerekeni haykırmaktır gerçek iman. Bu kadar diyebilmekti ederini fiyatlandırmak.

Ucuza gitmemeliydi tebessümlerin gamzelerinde haykıran sevinçler.

Bir kuruşluk kurşuna heba edilmemeliydi milyonlarca yaşanamamışlıklar. Ağlamamalıydı geleceğe gülümseyen geçmişin tedirgin bekleyişleri. Belki de beklemeliydi umutla son cümleleri yazılan paragrafları. Heyecanını yaşamalıydı yazarın hüzünlü sayfalara yazdığı günlüğün gecelerine haykıran kaleme dokunuşları.

*

Bir andan ibaretti hayat. Sadece bir an. Yaşandı ve bitti diyebilmekti ardına bakmadan. Yarım kalmış gülüşlerin kahkaha sesleri duyulmalıydı geleceğin bilinmeyen anlarında. Düşünebilmekti imkansız olanı imkanlaştırmak. Ya da olmamalıydı böyle diye vicdanına kızmaktı geçmişin izlerinde.

Çevir çevirebilirsen ardınsıra sayfaları. Bitmez bir romanın refaha kavuşamayan bedbaht kahramanı olmaktı asıl savaş. Önce üzülüp sonra da kahkahaların vaveylasında sarhoş olmak gibidir Adalet. Kötülerin dünyasında bir avuç iyi insanın romanı yaşanabilir kılmasını beklemek gibidir beklentiler. Sayfalarca ağlayıp sonunda gülmek istemekti okurun isteği. Öyle bir yazar var ki ne yazdığından şüphe duyulur ne de yanlış yazılması mümkün görünür ömürlerce.

Ne şiirler yazılmıştı belirsizliğe. Ne nameler dökülmüştü kuru leblerin susamış yanaklarından sarı papatyaların umutsuzca koparılan yaprak fallarına. Bir seviyor bir sevmiyor diye yerlere atılırdı sağ elin baş ve işaret parmakların vicdanında.

Bazen bakarak hisseder gözlerin derinliklerinde, bazen sadece susarak anlatır sayfalar dolusu özlemleri. Kelimeler anlama kavuşmaz, sadece yazı kalabalığı yapar kağıtların buruşuk sayfalarının karmaşık çizgilerinde.

Yetmiyor kelime dağarcığım anlatmaya seni. Çiçeklerin ismi kendine has, sana benzetemem bahçelerin renkli misafirlerini.

Yalana karıştıramam asla gerçekleşmeyecek gerçekleri. Toz pembe görünen siyah ve beyazlar. Laylaylom yaşanan her ne varsa hepsini kör kuyuların namahrem derinliklerine hapsettim.

*

Duvarlara bir kalp, bir de ortasına kanlı bir ok çizmekle anlatılırdı ergen bedenlerin heyecan dolu duygularını. Gerçek yaşamın zorluklarından bihaber, her zorluğa göğüs geren cesaretin olmayışından olsa gerek, kaçış bir kurtuluştu belki de eksik yaşanan hayatın yerini dolduramayan anılarında.

Arkasına bakmadan bir bilinmeze doğru yol almaktı kadere boyun eğmek. Gelmeyen geleceği peşinen kabullenmekti gerçek inanç.

Gecelerin soğuğunda için titrerken sıcak hayallerin silüeti eritirdi buza dönmüş kalplerin ince sızılarında bekleyen hüzünleri.

Bitirdi bitmeyecek denilen her ne varsa.

*

Buğulu camlara çizilen hayaller bahar gelmeden silindi ömrün kışında. Açmadan çiçekler kurudu fidanlar susuzluktan. Ağaçların dallarında yaprağa dönüşemeyen tomurcuklar, nefes alamayan böceklerin yalvarışı ve semanın uzaklarında yağmura niyetli kara bulutlar.

Yıldızlara selam duran şehirlerin sokak lambaları.

Sokak sokak huzur arayan yaşlı bedenlerin hüzünlü kalpleri.

Emekli olup köyüne yerleşmeyi düşünürken huzur evine yerleşen huzursuz yaşamlar. Torun seveyim derken huzur evinin bahçesinde oynaşan kedi köpekleri sevmeye mecbur bırakılan hayatlar.

Para kazanayım derken cömertçe harcanan ömürler. Ve paranın kurtaramadığı binlerce haz ve milyonlarca duygular.

Paylaşılamadığı için tükenen sayısız sevinçler, bitmeyen sonsuz acılar.

Gençken buğulu camlara çizilen hayaller bahar gelmeden silindi hayatlardan.

Ve gerçekler.

Ne kadar acı…
..
Sevgi ile Kalın
Mehmet Sebih Altun
msebihaltun@gmail.com

Mehmet Sebih Altun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

BURKA

Sal Ağu 24 , 2021
Figen Ünal ŞEN Amerika Afganistan’ı vurdu ya, gazeteci olan eşim günlerini, hatta aylarını orada geçirdi ve Türkiye’ye dönerken, bana armağan olarak mavi, ipekli bir “burka” getirdi. Evet evet, Afganlı kadınların Taliban döneminde giymeye zorlandıkları burkadan söz ediyorum. Burkayı bavulundan çıkarıp bana uzatırken de “Bunu giydiğin an, armağanın benden değil, Atatürk’ten […]