Düşün Haber

YURDUN BÜTÜNLÜĞÜ, ULUSUN BAĞIMSIZLIĞI TEHLİKEDEDİR

Kategori : Arşiv, Makale, Yazarlar - Etiketler :, - Tarih :05 Mart 2013 - Okunma :2.657 kez okundu

Hüseyin EKİCİ

Ülkenin geleceğinden endişe edenlerin sorumlulukları herkesten çoktur. Manevi olarak zor bir görevi de üstlenmek bir vatan borcudur. Tıpkı Büyük Atatürk’ün yolunda gitmek gibi zarurete ihtiyaç hasıl olmuşsa bu görevden kaçınılması dahi düşünülemez. Atatürk Türkiye’si‘nin bitirilmek üzere sarmalanıp havasız bırakıldığı, her yandan ablukaya alınıp etkisizleştirildiği bir durumla karşı karşıyayız.

Biryandan emperyal güçler, diğer yandan emperyal güçlerin yerli işbirlikçileri önce masumane gibi görülen “Atatürk’ü sevmek zorunda değilim” gibi söylemlerle başlayıp, bugün gelinen noktada Atatürk’ü ve onun kurduğu Türkiye Cumhuriyetini yerle bir etmek için her türlü girişimi açıktan açığa yapmaktalar. Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleri artık tartışmaya açılmış ve Türkiye’nin kaç parçaya bölünmesi üzerinde çalışmalar yapılmaktadır.

Türküm demenin suç olduğu bir ortam yaratılmış ve devlet yönetimine hükmeden siyasal iktidarca ayaklar altına alınmış ama bunu demenin suç olmadığı bir hukuk sistemi yaratılmıştır.

Ulusalcılık kavram kargaşası arasında aşağılanan, ümmetçilik ise millet kavramıyla aynı anılır hale gelmiştir.

Atatürk’ün özgür birey oluşturmak için sarf ettiği tüm çabalar ve devrimler ortadan kaldırılıp yeniden Ortaçağ zihniyetinin yerleşmesi için insanlar biat kültürünün gereği köleleştirilmek ve kullaştırılmak istenilen noktaya doğru gitmektedir.

Atatürk’ün devrim ve ilkeleri tümüyle raflardan da indirilerek çöp kutularına atılır olmuştur.

Türk halkı önce cahil bırakılarak eğitimden uzaklaştırılmış ve devamında ise ne acıdır ki eline verilen DİN-İMAN-CENNET-CEHENNEM gibi uhrevi-yatla oyalanmalarını, devlet işlerine karışmamaları telkin edilmiştir. Birazda kömür, makarna dağıtılarak üreticilikten dilenciliğe ve tembelliğe doğru itilmiş sadaka toplumu yaratılmıştır.

İktidar-muhalefet el ele vererek halkın çıkarlarını değil kendi öz çıkarlarını düşünmeye devam etmişlerdir.

Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu gibi demokrasiyi doğrudan ilgilendiren konularda hiçbir girişimlerde bulunmadan, değişim yapmadan aynı uyum içinde siyasal ikballerini sürdürür olmuşlardır.

Sözde Genel ve Yerel seçimlerde halk oylaması yapılmaktadır. Aslında seçimle gelenlerin tümü parti genel başkanlarının seçtiği kişilerden oluşmaktadır. Böyle bir demokrasiden  herkes memnun ve mutludur!…

Aslında ülkemizin hal-i pürmelâldir.

Günümüz Türkiye’si bugün Büyük Önder Mustafa Kemal’in kurtuluş savaşının başlattığı noktaya gelmiştir.

1919 da olduğu gibi Amasya Genelgesi’nin okunup değerlendirilmesi ve ülke için yeniden seferberlik ilan edilmesi zarureti vardır.

Amasya Genelgesi tüm okurlarımızca mutlaka okunmalıdır. Türkiye’nin bölünme ve parçalanmaya giderek bağımsızlığını yitirecek olması endişesini taşımaktayız.

AMASYA GENELGESİ  (21-22 Haziran 1919)

Amasya Genelgesi’nin ulusal egemenliğe dayanan, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini oluşturan ilk kuruluş belgesi olması nedeniyle de Türk tarihinde ayrı bir yeri ve önemi vardır.

M. Kemal Paşa çalışmaların bir program şekline getirilmesi gereğini görerek Rauf Bey ile Ali Fuat Paşa’yı Amasya’ya davet etti. Refet Bey ise daha önce geldi. Rauf Bey ile Ali Fuat Paşa 19 Haziran’da Amasya’ya geldiler. Amasya’da buluşan dört subay, Mustafa Kemal Paşa tarafından 18 Haziran’da hazırlanmış, hatta Trakya’ya bildirilmiş bulunan metin üzerinde çalıştılar. Refet Bey imzalamakta biraz duraksama gösterdiyse de Ali Fuat Paşa’nın kendisini ikna etmesi üzerine imzaladı. Böylece bu dört subayın imzası ve Konya’da bulunan Ordu Müfettişi Cemal Paşa ile Erzurum’da Kazım Karabekir Paşa’nın da onaylamasından sonra bu genelge 21-22 Haziran 1919 tarihinde ilgililere duyuruldu. Yeni Türk Devleti’nin kuruluşu yolunda ilk önemli adım olan ve Ali Fuat Paşa’nın “Kutsal İttifak” dediği bu genelgenin başlıca noktaları şöyleydi:

Amasya Genelgesi’nin Esasları

1-      Yurdun bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir.

2-      İstanbul’daki hükümet, üzerine aldığı sorumluluğun gereklerini yerine getirememektedir. Bu durum ulusumuzu yok olmuş gibi gösteriyor.

3-      Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır.

4-      Ulusun durumunu ve davranışını göz önünde tutmak ve haklarını dile getirip bütün dünyaya duyurmak için her türlü etkiden ve denetimden kurtulmuş ulusal bir kurulun varlığı çok gereklidir.

5-      Anadolu’nun her yönden en güvenli yeri olan Sivas’ta ulusal bir kongrenin tez elden toplanması kararlaştırılmıştır.

6-      Bunun için bütün illerin her sancağından, halkın güvenini kazanmış üç delegenin olabildiğince çabuk yetişmek üzere hemen yola çıkarılması gerekmektedir.

7-      Herhangi bir kötü durumla karşılaşılabileceği düşünülerek bu iş, ulusal bir sır gibi tutulmalı ve delegeler gereken yerlere kimliklerini gizleyerek gelmelidirler.

8-      Doğu illeri adına 10 Temmuz’da Erzurum’da bir kongre toplanacaktır. O güne kadar öteki il delegeleri de Sivas’a ulaşabilirlerse, Erzurum Kongresinin üyeleri de Sivas genel kongresine katılmak üzere Sivas’a hareket edeceklerdir.

Amasya Genelgesi Türk Ulusu’nu, ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik savaşına çağıran bir ulusal uyanış alarmı idi. Türk Ulusu’nun bu çağrıya uymasının gerekçesi ve kurtuluş için uygulanacak programı ve amacı belirleyen bir bildiriydi. İlk bakışta dört subayın başkaldırması şeklinde görülen bu genelge, içerdiği hükümler yönünden gerçek bir savaşın, yani “Ulusal Mücadele”nin fikrini ortaya koyuyordu. Vatanın bütünlüğünün tehlikede olduğu ve ulusun yok kabul edildiği belirtiliyor, bu durum karşısında ise ulusun bağımsızlığının yine ulusun azim ve kararı ile kurtulacağı açıklanıyordu. Ancak ulusun iradesinin ortaya çıkarılabilmesi için bir “Ulusal” kurulun varlığının gerektiği, bunun için de Anadolu’nun en güvenli yeri olan Sivas’ta ulusal bir kongrenin en kısa zamanda toplanması ve bunun ulusal bir sır gibi saklanması isteniyordu. Bu bakımdan Amasya Genelgesi bir devrim bildirgesi idi. Her ne kadar Padişah doğrudan hedef alınmamış ise de, Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde oluşan ve örgütlenen ulusal irade, yüz yılların dini ve geleneksel Osmanlı iradesini yıkıyordu. Bir yandan düşman işgaline karşı başlayan bu örgütleniş, diğer yönden ulusal egemenliği sağlamak için Padişah ve onun temsil ettiği değerlere karşı da yapılıyordu. Bu nedenle “Ulusal Bağımsızlık” ve “Ulusal Egemenlik” iç içe birbiriyle bütünleşmiş bir şekilde başlıyordu.

Amasya Genelgesi Anadolu’daki bütün sivil ve askeri makamlara bildirildi. Bundan ayrı olarak Mustafa Kemal Paşa İstanbul’da bulunan bazı önemli kişilere bu bildiri ile birlikte birer mektup yollayarak, yalnız mitingler ve gösterilerle büyük amaçların gerçekleştirilemeyeceğini, ancak ulusun bağrından doğan güce dayanılırsa kurtuluşun sağlanabileceğini, zararlı propagandaların durdurulması gerektiğini ve artık “İstanbul Anadolu’ya egemen değil, bağlı olmak zorunda” olduğunu belirtti.

Amasya Genelgesi’nin gizli tutulması istenmekle beraber, bunun gizli kalması mümkün değildi. Ülkenin her yerinde Sivas’ta yapılacak kongreye gönderilecek üyeler seçilmeye başlandı. Anadolu’daki bu gelişmeler işgal kuvvetlerini endişeye düşürdü. İstanbul Hükümeti’ne baskı yaparak Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a getirilmesini istediler. Zaten Padişah ve Hükümet de bu gelişmelerden hoşnut değildi. 22 Haziran 1919’da Hükümet M. Kemal’in görevinden azli için karar çıkarttı ve 23 Haziran’da bu kararı bütün vilayetlere bildirdi. İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal Paşa’nın görevinden alındığını bildirip, emirlerinin dinlenmemesini isterken Harbiye Nezareti de O’nun yerine Üçüncü Ordu Müfettişliği’ne Kazım Karabekir Paşa’yı atamaya çalıştı, fakat Karabekir bunu kabul etmedi. Mustafa Kemal Paşa bu sırada Amasya’dan ayrılmış bulunuyordu. İçişleri Bakanı Ali Kemal Bey’in bu girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. Mustafa Kemal Paşa’nın emirleri uygulanıyor, İstanbul ise çaresiz kalıyordu.

Kısaca Amasya Genelgesini Önemli Kılan Nedenler

-İlk defa kurtuluş savaşının mücadele safhası başlamıştır.
-İlk defa kurtuluş savaşının gerekçesi, yöntemi ve amacı belirtilmiştir.
-İlk defa millet egemenliğine dayanan yönetimden bahsedilmiştir.
-İlk defa milli bir kurulun oluşturulmasından bahsedilmiştir.
-İlk defa İstanbul hükümetinin görevini yerine getiremediğinden bahsedilmiştir.

Kısaca Amasya Genelgesi’nin Etkileri ve Sonuçları

1-      Genelge ile yurtta büyük bir sevinç başlamış ve Havza Genelgesi ile istenilen gösteri ve mitinglerin yapılması hız kazanmıştır.

2-      Anadolu’nun her tarafında milli nitelikli Sivas Kongresi için delege seçimi başlamış ve seçilen delegeler, büyük gizlilik içinde Sivas’a hareket etmiştir. Bu durum; genelgeye Türk milletinin olumlu baktığının bir işaretidir.

3-      İstanbul Hükümeti, Mustafa Kemal’i tutuklaması için 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa’ya özel ve gizli bir görev verecektir.

4-      Mustafa Kemal görevden alındığını öğrendikten sonra, resmi görevi ve askerlik görevinden de istifa ettiğini açıklamıştır.

Amasya Genelgesi’nin İmzalandığı Yer

Saraydüzü Kışlası’nda (Kışlay-ı Hümayun) yapılmıştır. Mutasarrıf Mehmet Kemal Bey’in önderliğinde, Osmanlı şehzadelerinin eski sarayı yerine “Kışlay-ı Hümayun” veya diğer bir ismi ile “Saraydüzü Kışlası” 1900 yılında yaptırılmıştır. 1919 yılında 5. Kafkas Fırkası’nın karargâhı olan kışla, 12 Haziran 1919’da Amasya’ya gelen Mustafa Kemal Paşa ve beraberindeki askerî erkânın ikamet yeri olmuştur. Milli mücadelenin o zor günlerinde çok önemli kararlar alınıp görüşmeler yapılmıştır. 21-22 Haziran 1919 gecesi, sabaha kadar devam eden müzakereler sonunda kararlaştırılan ve 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa, 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa ile birlikte eski Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Bey tarafından imzalanan Amasya Genelgesi’nin bütün dünyaya duyurulduğu yer olması bakımından yakın tarihimizde önemli bir mekân durumuna gelmiştir.

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Son Eklenen Video

dusunhaber-m.halil.arik.konusma video
Facebook Twitter Rss

Güncel Haberler