Düşün Haber

SURİYE İLE SAVAŞMAK İSTEMELERİNİN SIRRI

Kategori : Arşiv, Makale, Yazarlar - Etiketler :, , - Tarih :08 Kasım 2012 - Okunma :2.412 kez okundu

Hüseyin EKİCİ

Ülkemizde siyasal iktidar maalesef Suriye ile savaşmayı gönüllü olarak kabul etmiş ve dış politikamızda çok büyük bir zafiyet içerisine düşmüştür.

Yerel ve bölgesel olarak baktığımızda Hatay-Adana-Mersin illerinde etkin olan merhum Muallim Hüseyin Mualla’nın hayatından bir kesitle Suriye’ye saldırının neden ve sonuçları açısından önemli görmekteyiz. Çünkü Suriye ile Türkiye arasında savaş çığırtkanlığı yapanlara iyi bir örnek teşkil etmesi açısından önemlidir.

Türkiye ile Suriye halkının iç içe nasıl kaynaşarak geldiği Muallim Hüseyin Mualla’nın özgeçmişinde net bir şekilde görülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti siyasal iktidarının Hatay bölgesini neden savaş alanı içinde tuttuğunu daha iyi anlamak bakımından bu önemlidir.

Emevi zihniyetli Siyasal iktidarların Ehlibeyt bendelerinden almak istedikleri intikamın ardı arkası kesilmeden asırlardır nasıl sürdürüldüğünün görülmesi bakımından önemlidir.

İslam dinini nasıl istismar ettiklerini, siyasi ikballeri uğruna nasıl kullandıklarını anlamak bakımından önemlidir.

Cahil bırakılarak önünü göremeyecek toplumlar yaratarak, her şeyi dine bağlayıp, kendine muhalefet yapabilecek herkesi yok edip, yürüyeceği yolları temizleyenleri görmek açısından önemlidir.

Muallim Hüseyin Mualla ile ilgili bu bilgiyi okurlarımızın dikkatlerini bir de bu cepheden bakmalarını ve siyasal iktidarların ne yapmak istediklerini görmelerini sağlamak açısından önemlidir.

Siyasal iktidarın Beşşar Esed’e olan hasmane tutum ve kindarlığının tarihi geçmişten gelen gözlerini kan bürümüş Kerbela’da İslam Peygamberinin gözlerinin nuru Hz. İmam Hüseyin ve Ehlibeytin kanlarını dökmekten zevk alan gaddar ve melun Yezit misali nerelere kadar uzandığının görülmesi açısından önemlidir.

Suriye Arap Cumhuriyetini yıkmak için kan dökücü çapulcuları neden beslediklerini, silahlandırıp katliamlar yaptırdıklarını, neden onlara Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ekmeklerinden kestikleri paraları aktardıklarını bir kez daha anlatmak bakımından önemlidir.

Başkanlık sistemi özlemi içinde olan, geleceğin teokratik (dine dayalı) rejimini kurarak Cumhuriyet yönetimine son verecek olanların bu bölgeyi (Hatay, Adana, Mersin, Kilis ve Gaziantep) kapsayan bir federe devlete veya eyalete dönüştürmenin temellerini atmak isteme arzusunda olmaları Türkiye’nin Yogoslavya gibi parçalanmasını kolaylaşacaktıracağı nedeniyle önemlidir.

Siyasal iktidarın kendilerine gelecekte yeni bir yandaş silahlı çete ve terörist gurubun ve kitlenin oluşturulmak istenmesi bakımından önemlidir.

“Yurtta Barış Dünyada Barış” diyen Büyük Atatürk’e olan düşmanlıklarının ve Atatürk Cumhuriyetini tümüyle ortadan kaldırarak kendi diktatörlüklerini kurmak istemeleri açısından önemlidir.

Bunların tümünün bir BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) planı çerçevesi içinde yapıldığı izlenimini vermesi açısından önemlidir.

10 Kasım Ulu Önden Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikal ettiği gündür. Ulusça Ata’ya olan saygıyı yurt içinde ve dışında, Ata’nın huzurlarında olmak üzere Anıtkabirde bir kez daha minnetle, saygıyla anacağız.

“MUALLİM HÜSEYİN MUALLA KİMDİR?

EŞ-ŞEYH HÜSEYİN MUALLÂ’NIN HAYATI

Türkiye’de Çukurova’da yaşayan Arap kökenli Aleviler üzerinde büyük iz bırakmış bir büyük üstattır.

Öyle ki ölümünden (1961) bugüne 51 yıl geçtiği halde yapmış olduğu çalışmalar ve sunmuş olduğu hizmetler halen insanların dilindedir. Belki de Arap kökenli Alevilerin Türkiye’deki yaşam alanı olan Hatay, İskenderun, Adana, Tarsus ve Mersin bölgesinin geneline hizmet vererek, kişiliği, sözleri ve ileri görüşlülüğüyle topluma örnek teşkil eden en önemli halk adamıdır. Kendisi hem dönemsel koşulları çok iyi gözlemleyerek hem de geleceği öngörüp ona göre yöntemler geliştirerek büyük bir iş başarmıştır. Bununla birlikte, halk üzerindeki esas popülaritesi mütevazı kişiliği, karşılık beklemeyen yardımseverliği ve dünya malına karşı olan ilgisizliği çerçevesinde yaygınlaşmıştır. Çok önemli bir servet biriktirme imkânına sahip olduğu halde maddi anlamda hiçbir çaba içinde olmaması, öldüğünde cebinde tek kuruş olmayacak kadar para, şöhret ve gösterişten uzak kalmayı başarması onu büyük yapan esas özelliklerden birisi olmuştur. 90 yıllık yaşamı boyunca o kadar çok dolaşmış ve son nefesine kadar öyle çok öğrenci yetiştirmiştir ki arkasında sayıları binlerle ifade edilen bir kitle bırakmıştır.

DOĞUMU VE YAŞAM SERÜVENİ

Katip, Âlim, Şâir ve Hattat bir eğitmen olan eş-şeyh Hüseyin Muallâ’nın babası Muhammed oğlu Muâlla’dır. Nesebi Suriye’nin Kısmin köyünde yaşamış olan eş-şeyh Abbud’a, ondan eş-şeyh Musa er-Rıpti’ye, ondan çok daha gerilere eş-şeyh Hasan bin Mekzun es-Sincari’ye uzanmaktadır. Annesi İskenderun’un Arsus kasabasından eş-şeyh Abdul Halık’ın kızkardeşi Cöhre’dir. Miladi 1871 yılında doğmuştur. Doğumunun nerede olduğuyla ilgili farklı görüşler bulunmaktadır. Eş-şeyh Hüseyin Muâlla’nın hayat hikâyesini kaleme alan ve Adana’da yaşayan eş-şeyh Muhammed er-Ramadan’a göre Kısmin köyünde doğmuş ve babası ile birlikte Samandağ’a bağlı Selce (şimdiki adı Yaylıca) köyüne göç etmiştir. Öğrencilerinden Adana‘da yaşayan eş-şeyh Mustafa Bedir’e göre Selce köyünde, Arsus’da yaşayan ve yine onun bir öğrencisi olan eş-şeyh Ganim’e göre Arsus’da doğmuştur ve doğduğu ev yıkıntı halinde halen durmaktadır. Selce köyünde bulunan ve yine eş-şeyh Hüseyin Muallâ’nın bir öğrencisi olan eş-şeyh Süleyman Selce ise hocasının ağzından kendisinin Hatay’ın Bakras köyünde doğduğunu işittiğini söylemektedir.

Bu rivayetlerde kesin olan bir şey var ki o da babasıyla Selce köyüne göç etmeleridir. Bundan sonraki yaşamı, tarihsel olarak daha belirgin ve kesindir. Öncelikle babası Şeyh Muâlla ile birlikte Tarsus’un Musalla mahallesine taşınmıştır. Babası eş-şeyh Muallâ’nın mezarı halen burada bulunmaktadır. Kısa bir süre sonra bu kez Adana’ya göç ederek, “obatı-ssagiyre” küçük oba adlı mahalleye (şimdiki adı Dağlıoğlu mahallesidir) yerleşmiştir. Adana’ya geldikten kısa bir süre sonra ise bu kez tekrar Suriye’nin yolunu tutmuş orada eş-şeyh Abdullatif İbrahim ile birlikte Safita beldesinde eş-şeyh Yunus Yusuf Naci’den Arapça gramer ve sarf-nahu dersleri almıştır. Sonra tekrar Hatay’a geçerek eş-şeyh Diyâb el-Azazi’den din felsefesi dersleri almıştır.

Eş-şeyh Hüseyin Muallâ’nın bundan sonraki yaşamı sürekli geziler ve seyahatlerle geçmiş, gittiği her yerde kitap analizleri yapmış ve öğrenciler yetiştirmiştir. İlk olarak Kısmin köyünde; Lübnan’da; Hatay’ın Selce, Vadi-Ccereb, İskenderun, Arsus beldeleri başta olmak üzere bir çok köyünde; Adana’nın Kayışlı köyü, Küçük Oba (Dağlıoğlu), Büyük Oba (Akkapı), Havuzlubahçe, Beymahallesi başta olmak üzere birçok merkez mahallesinde; Tarsus’ta ve az sayıda Mersin’de Arapça, Kur’an ve Tecvid, Hat Sanatı, Şiir, Fıkıh ve diğer dini ilimleri konusunda dersler vermiştir. O kadar çok öğrencisi olmuştur ki on binlerle ifade edilmektedir. Bugün Türkiye’de bulunan Arap kökenli Alevi toplumunun önemli büyük hocalarının ve imamlarının çoğu bir şekilde ya doğrudan ya da dolaylı olarak eş-şeyh Hüseyin Muâlla’ya bağlanmaktadır.

Bu arada dil konusundaki yeteneği sayesinde, Fransızların Adana’da bulunduğu sırada Fransızca’yı çok iyi öğrenmiş bu konuda da dersler vermiştir. Bundan başka, Atatürk’le birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nde harf devriminin gerçekleştirilmesinden sonra Türkçe alfabeyi halkına ilk öğreten yine kendisi olmuş, bu konuda öncülük etmiştir. Buna karşılık, Atatürk sonrası dönemde (tek parti dönemi) Arapça öğretilmesinin ve konuşulmasının yasaklandığı bir dönemde kendisi de zor günler geçirmiş, birkaç kez kovuşturmaya uğramış, haksız iftiralara maruz kalmıştır. Oysa Atatürk İlke ve Devrimleri’nin bölge insanı açısından, algılanmasını ve tatbik edilmesini sağlayan, Cumhuriyet’e sahip çıkan ilk kişilerden birisi kendisi olmuştu.

Bütün bu yoğun geziler sırasında yapmış olduğu bir büyük katkı, eski el yazmalarının gözden geçirilmesi ve tamamı Ehlibeyt ve 12 İmam’a dayanan yazılı eserleri gözden geçirmesi ve tashih etmesidir. Anadolu Arap Alevilerinin tarihsel ve siyasal süreçler içerisinde uğradıkları baskılar ve göçe zorlanmaları zaman içerisinde özellikle gramer kurallarının zayıflamasına yol açmıştı. Eş-Şeyh Hüseyin Muâlla bu eksikliği gidererek yüzlerce kitabı elden geçirdi, hataları düzeltti ve kendisi yeni kitaplar ve şiirler yazdı.

KİŞİLİĞİ VE YAŞAM TARZI

Öğrencilerinin ve yakın aile efradının anlattığı bilgiler doğrultusunda, ilk etapta son derece sert ve disiplinli, gerektiği zaman öğrencilerini döven ve azarlayan bir şahsiyet ortaya çıkıyor. Ancak, biraz derinlemesine inildiğinde bu disiplin ve sertliğin sadece eğitim esnasında olduğunu, dini ve dünyevi eğitim sürecinde en doğru bilgiyi öğretmek adına taviz vermediğini anlamak mümkündür. Çünkü bütün yaşamı boyunca esas olarak çocukları hiç bir maddi karşılık olmaksızın eğittiği, gerektiğinde yoksulluğun ve imkânsızlıkların kol gezdiği bir dönemde kendisine sunulan maddi kıymetleri yine bu çocukları giydirmek, beslemek ve geliştirmek üzere kullandığı görülmüştür.

Tevazu, onun kişiliğini yansıtan en temel özelliklerden birisidir. Birçok çalışmasında kendisini “ibadet edenler içinde en fakir” olarak tanımlamakta, âlim, şair, hattat ve şeyh sıfatlarını kullanmamayı tercih etmektedir. Bu dünyada mal ve mülk konusunda hiçbir hırsı, çabası ve endişesi olmadığı gibi vefat ettiğinde ailesine ne bırakabileceği konusunda da hiçbir kaygısının olmadığı bilinmektedir.

Yaşam tarzı olarak sürekli seyahat etmeyi tercih etmesi veya şartların bu yönde kendisini zorlaması belki de kişiliğinin tevazu, merhamet ve idrak zenginliği doğrultusunda gelişmesini sağlamıştır. Yaşamının ilk dönemlerinde Suriye, Lübnan ve hatta Mısır’a seyahatler düzenlediğini ve bu gezilerin kendi gelişimine katkıda bulunduğunu, daha sonra Türkiye’de Hatay, Adana, Tarsus ve Mersin’e seyahatlerinde ise edindiği bilgi ve kültürü bölge insanına aktardığını söylemek mümkündür. Bu anlamda onu modern bir derviş olarak adlandırmak da mümkündür ve ehlibeyt bilgisi ışığında ilim, modernlik ve hayat felsefesi uğruna yaptığı yolculuklar kendi ailesini ihmal etmesine dahi yol açmıştır.  Onu mutlu eden şey ölümüne kadar etrafında kâh Arapça ve Türkçe yazmayı öğrenmek isteyen, kâh gramer kurallarını geliştirmek isteyen, kâh Kur’an ve ehlibeyt bilgisini geliştirmek isteyen öğrencilerin bulunması ve onlara bir şeyler kazandırmasıdır.

MODERN DERVİŞ

Onu modern bir “derviş” olarak adlandırmak mümkündür. Ancak Hüseyin Muallâ’nın yaşadığı dervişlik hayatı esas olarak sadece tespih, ayin ve zikirle olmamıştır; bir başına halk arasından sıyrılıp dağlara kendini vurarak ya da inzivaya çekilerek de olmamıştır. Onun dervişliği gerçek dervişliktir, yani halkın hizmetinde tam bir güzel ahlaklılıkla ortaya çıkmıştır.

Bu da Yunus Emre’nin dediği gibi gerçek ibadetlerin başı olarak ifade edilebilir:

İbadetler başıdur terk-i dünya

Eğer mü’minsen ana inanasın.

Bu öyle bir dervişliktir ki, bir taraftan dünyayı ve dünya nimetlerini terk etmeyi diğer taraftan halktan kopmadan halka hizmet ederek Hakka hizmet etmeyi, hayatını onların aydınlanması için feda etmeyi gerektirmektedir. İşte Hüseyin Muallâ dervişliği bu anlamda bir dervişlik olmuştur.

ÖLÜMÜ

Çok şey beklediği oğlu Şeyh Abdullah 1958 yılında Adana’da öldüğünde kendisi doksanlı yaşlara merdiven dayamıştı. Bu ölüm onu çok üzdü. Buna ilaveten yine Adana’da çoğunluğunu yine kendisinin yetiştirdiği bazı hocalar arasında görüş ayrılıklarının ortaya çıkması onu daha çok yıprattı. Bu nedenle son günlerinde huzur içinde yazılar yazmak üzere Yaylıca köyüne geri döndü. Öğrencisi Şeyh Süleyman Selce’ ye göre son nefesini verene kadar kalemini, öğrencileri ise onu bırakmadı ve 1961 yılında hakkın rahmetine kavuştu. Yine Şeyh Süleyman Selce’ ye göre odada bulunan saat o anda duruverdi.

Cenaze namazı Selce köyünde kılındı ve orada toprağa verildi. Allah’ın onun şahsına verdiği lütuf ise 2 yıl sonra ortaya çıkacaktı. Ölümünden 2 yıl sonra aynı köyde küçük bir tepelikte ona yeni bir mezar inşa ettiler. Ancak, cesedin nakli çok ciddi tartışmaları beraberinde getirmişti. Bir grup çürümüş cesedin bu şekilde çıkarılmasının hoş olmayacağını, mezarın yerinin değiştirilmemesi gerektiğini söylerken; diğer grup bundan bir şey çıkmayacağını yeni mekânın daha hayırlı olacağını söyledi. Büyük tartışmalar oldu. Adana’dan Şeyh Halil er-Ramadan, Şeyh Yasin el-Cebareh, Şeyh Halil el-Hışşe, Yahya er-Rruci başta olmak üzere kalabalık bir grupta gelmişti. Şeyh Halil er-Ramadan tartışmaya son verdi ve nakil işlemlerine başlandı. Mezar açıldığında, Şeyh Yasin el-Cebareh’ın anlatımına ve şu an çoğu hayatta olan hoca ve insanların sözlerine göre, önce mis gibi bir koku köye yayıldı ve mezar başında bekleyen sinekler bir anda hafif bir yel ile birlikte kayboldular. İnsanlar şoka girmiş bir vaziyette cesede baktıklarında ise gözlerine inanamadılar; bir daha bir daha baktılar. Ceset çürümemiş, cesedin sakalı bir karış uzamış ve sağ eli başparmağı açık olacak şekilde göğsünde durmuş vaziyette idi. Yeniden namazını kıldılar ve huşu içerisinde şu anki mekânına gömdüler.”

Burada görüldüğü gibi bu bölgede yaşayan halkın insana ve dine bakışıyla, dini siyasallaştırıp insanları köleleştiren, yoksullaştıran, dindar ve kindar nesil yetiştirenler arasında dağlar kadar farkın olduğu ortadadır. Kendi siyasal geleceklerinde buranın mutlaka kontrol altına alınmasını böyle sağlayacaklarını sanmalarıdır.

Son Söz : Din istismarcılığı yaparak siyasal iktidar elde etmek dine yapılan en büyük hakarettir.

Yorumlar (1)
  • 15 Aralık 2012 tarihinde Osman(Cafer)TATAR tarafından

    Kalemine,yüreğine sağlık Hüseyin abi………

  • Yorum Yaz
    Ad Soyad :
    E-mail :
    Yorum :

    Son Eklenen Video

    dusunhaber-m.halil.arik.konusma video
    Facebook Twitter Rss

    Güncel Haberler