Düşün Haber

SEVGİYİ DEĞİL KORKUYU ÖĞRENEN TOPLUM…

Kategori : Arşiv, Makale, Yazarlar - Etiketler : - Tarih :05 Ocak 2013 - Okunma :1.616 kez okundu

Prof. Dr. Levent SEÇER

Geride bıraktığımız koca bir yılın ardından, yeni yılda yaşanacak güzel şeylerin izlerinin bile kalmadığını düşünüyorum. Fransızlar ”Sevgi Ay’a benzer, büyümediği zaman küçülmeye başlar’‘ özdeyişini düşündüğüm de, içimizdeki tüm sevgiyi biz artık kaybettik. Yani karşılıklı hoşgörü, saygı, anlayış ve güzel şeylerin paylaşılmasını unuttuk, ya da bize bunları tüm bu güzel değerleri unutturdular. Karl Marx,”sevgi emektir” diyor ”sevgi paylaştıkça büyür ama paylaşmasını bilmediğimizde küçülür acılar insanı. Türkiye’nin yaşadığı zor bir 2012 yılı, ve tıkanıp kalan bir siyasal sistemin, ülkeyi getirdiği son durum. Şimdi nasıl olur da sevgiden bahsedersin diyenler olacak elbette. Keşke geleceğin Türkiye’sinde bu güzelliklerin yaşanacağına inandığımı söyleyebilseydim. Şimdi bu ülkeyi bu tıkanmışlığa sürükleyenlerin, yeni yılda nasıl bir anlayış içinde olacaklarıdır. Kin nefret ve öfke siyasetiyle ülkeyi felaketin ortasında bırakanlar, insanların bir birlerini sevmelerine bile saygılı değiller. Onların sadece düşündükleri tek şey var, Atatürk ve çağdaş değerlerin yansıtıldığı cumhuriyetten uzak bir sistem yaratabilmek.

2012 TÜRKİYE’Sİ…

Türkiye için 2012 yılı çok zor geçti, bundan sonraki yılların daha da zor geçeceğini söylemek isterim. Özellikle mevcut hükümetin tutarsız politikaları yüzünden, ülke de sarsılan uluslararası itibarımız dahi yerle bir olmuş durumda, sadece dış politika da gelinen noktamı? Asıl iç siyasetin nerede kaldığı sorgulanmalı bu ülke de, AKP ve onun lideri Başbakan (RTE) nın, inanç kültürüne dayalı bir siyaset anlayışının, toplumsal dengeleri nasıl yerle bir ettiğini görmemesi ve bunun da sonucun da ülke de gelinen nokta da tıkanıp kalan bir sistem.

Hak hukuk ve özgürlük söylemlerinin uygulanmadığı bir ülke,

Sanatın ve sanatçının saygı görmediği bir ülke,

Sanat eserlerinin tek adam emriyle yerle bir edildiği bir ülke,

Düşünen, yazan, konuşan, aydın, yazar ve gazetecilerin, aylardır cezaevlerine kapatılmaları, ya da bir sabahın altısında evlerinden alınma korkusu yaşayan insanların yaşadığı ülke.

 Fransa kralı 14.Lui gibi, tüm sisteme hâkim olan tek adam anlayışı. Başbakan’ın son sözleri insanı dehşete düşüren sözler,”Bu ülke de gündemi ben belirlerim” yani kim ne derse desin, kim ne konuşursa konuşsun, kanun benim diyen bir Başbakan. Şimdi de başkanlık hayali kuran, sonunda sultan olmak isteyen bir tek adam.10 yıllık AKP iktidarında, ülke tamamıyla çağdaş anlayışın dışına itildi, Atatürk ve cumhuriyetten korkan bir anlayış, hala özde ve dolaysız bir demokrasiden söz edemeyenlerin hâkim oldukları sisteme mahkûm olmuş bir ülke.

Onlara göre ‘ılımlı İslami model, ya da İslam Cumhuriyeti‘ artık buna ne derseniz deyin siz. Ama eninde sonunda Başbakan (RTE) kendi inandığı model için bu felaketi Türkiye’ye getirmek için, ne bedel ödeyecekse bunu yapacak diye düşünüyorum. İçindeki kin ve öfkeden kurtulamadığı sürece, bundan sonra yaşanacaklar bana göre felaketin ta kendisi olacaktır.

Felaket tellallığı yaptığımı sanmasın okurlarım, ama bunu burada yazıyorum, umarım zaman beni haklı göstermez ve ben yanılmış olurum diyorum. AKP anlayışının, ülkenin siyasal geleceğini nasıl bir çarkın ortasına sürükleyip götürdüğünün umarım geç farkına varmayız. Duyarlı tepkili toplumsal kitleler de korkularını yenemedikleri için seslerini çıkaramıyorlar. Oysa sisteme tepki göstermek toplumsal bir haksa, bunu yapmak için sokaklara dökülmeliyiz. Ancak bu sese karşı siz polis ve copla biber gazıyla karşı gelirseniz, bu ülke de özde demokrasiden rahatsız oluyorsunuz demektir. Bu ülke de başta cumhuriyet olmak üzere, bayramları iptal ettiler yasakladılar, Atatürk heykellerine çelenk konmasına bile izin vermediler. Atatürk resimleri çöplere atıldı, Atatürk ve cumhuriyete olan nefret, bundan sonra da devam edecek diye düşünüyorum.

AKIL VE BİLİM…

Atatürk ”Ben sizlere akıl ve bilimi miras olarak bırakıyorum” demiş, peki şimdi akıl ve bilim değerlerimiz nerede acaba? Bir ülke de Başbakan bilim adamlarına ”siz kimsiniz bırakın bu işi” derse, bilim nasıl bu ülke de saygı görecek ve toplumsal değerlerimiz arasında kalacak acaba? Bilim ve din her zaman karşı karşıya getirilmeye çalışıldı bu ülkede, ama inançlara saygıyı siyasetin içinde bırakırsanız, işte o zaman din her zaman bilime kafa tutar ve sancı burada başlar. Din afyonuyla uyutulmuş bir toplum, eğitim ve bilimden zaten çok uzakta kalıyor demektir. Böyle bir topluma siz milletim diyerek bazı şeyleri kolayca  inandırabilirsiniz, sonra da milletim böyle istiyor ve benim milletim bunu istiyor, işte benim arkamdaki milletim bu diyeceksiniz. Ama şu anda koca bir ülkenin  geleceğini, hiç bir şeyi kavrayamayan bilmeyen hala uykuda olan bu millet belirlemiyor mu? Türkiye nereye gidiyor bunun bile farkında değiller.

Başbakan iyi bir hatip, ikna edici bir tarzı var. Türk milleti öyle bir noktada, ne dersen inanan bir millet, yarını düşünemiyor artık. Ama gelinen noktada, ülkenin artık nasıl bir sona doğru sürüklendiğini de anlatacak, duyarlı cumhuriyetçi Atatürk sevdalısı çağdaş anlayışta toplumsal güçlerin varlığını görmeye başlıyor. İşte sanatçıların verdikleri birlik söylemleri, son olayların yaşandığı ODTÜ’de yaşananlar. Bir başbakan toplumla barışık olmaya çalışacağı yerde, oraya 3000 polisle geliyor,100 korumanın üzerinde güçle korunarak geliyor, topla tüfekle geliyor bir bilim yuvasına. Peki, sonra ne oluyor? Gençlik bilimsel tepkisini gösteriyor, ama sen onun üzerine polisi salıyorsun vur kır ne yaparsan yap diyorsun. Sonra yine kendi gücünü haklı göstermeye çalışıyorsun, işte asıl sorun burada başlıyor. Akıl ve bilimsel kurumlardan rahatsız olmak asıl sıkıntı bu değil mi? Kendisini sorgulayamayan bir toplum yaratmanın sonucu bu olmalı bana göre. Başbakan kendisini sorgulayan bir topluma sahip olmalı, kendi sorguladığı bir topluma değil. Bu ülkeye bir gün ümmet kültürü tamamıyla yerleşirse, işte o zaman Ortadoğu bataklığından daha derin bir felaketin ortasında kalır Türkiye. Kendi siyasal ihtirasları adına, başka bir ülkenin üzerinden siyaset yapmaya kalkmak, ya da ülkeyi birileri istiyor diye savaşın eşiğine getirmek bir felaket değil de nedir? Yarın anlamsız bir savaş kıvılcımının ülkeye vereceği yıkımların sorumluluğunu Başbakan üzerine alabilecek mi acaba?

Kısacası Türkiye 2012 yılında iç ve dış siyaset çok şeyi kaybetti. Hala ülkede 30 milyona yaklaşan yoksul ve açlık sınırında yaşayan insan var. Çağ atlayan değişen bir ülkeden söz edenler, şimdi çıkıp bu gerçeği de açıklasınlar. Ekonomi düzeldi diyenler, bunun  topluma yansımalarını çıkıp da açıklasınlar. Daha fazla karamsar tablolardan söz etmek istemiyorum yeni yılın bu ilk günlerinde. Ama geleceğin hiç de güzel ferah olmayacağını söylemek isterim. Zaman içinde dilerim yanılan yine de ben olurum.

 Bu vesileyle tüm okurlarıma yeni bir yılda, huzur sağlık güzellik dolu bir yıl dilerim, gelecek yazılarımda birlikte olmak umuduyla.

Yorumlar (1)
  • 05 Ocak 2013 tarihinde haberadmin tarafından

    ÇAĞDAŞ DEMOKRAT NEFERİYİM BEN

    İstediğin bürokrat değilim ben
    Koltuk , masa , makam arabası istemem
    Milletvekilin değilim ben
    Her karara parmak kaldırmam …
    Çağdaş demokrat neferiyim ben

    Cami de cemevi de mescid de
    Birlikte ibadet olunan yerdir
    Hem Türk , hem laz hem de kürdüm
    Birlikte yaşadığımız yerdir Türkiyem …
    Çağdaş demokrat neferiyim ben

    Paşalara da benzemem
    Meslektaşımı da asla satmam
    İşçimin de patronumun da beyannamesini yaparım ama
    Mali yasalardan ödün vermem …
    Çağdaş demokrat neferiyim ben

    Vergi hesabı yaparım ama
    İşim ile din sömürüsüne , vergi ziyanına
    Kayıt dışılığa fırsat vermem
    Her kuruluşta denetimden yanayım …
    Çağdaş demokrat neferiyim ben !..

    ŞÜKRÜ YILMAZ

  • Yorum Yaz
    Ad Soyad :
    E-mail :
    Yorum :

    Son Eklenen Video

    dusunhaber-m.halil.arik.konusma video
    Facebook Twitter Rss

    Güncel Haberler