Düşün Haber

ŞALVARIN İPİ!…

Kategori : Arşiv, Makale, Yazarlar - Etiketler :, - Tarih :10 Aralık 2012 - Okunma :1.710 kez okundu

Mehmet Halil Arık

*Teslim ettinse şalvarın ipini;

Senin değildir artık içindeki!..*(Ninem)

——-

Oldum olası iki düşmanı oldu Cumhuriyetin…

Biri ihanet; biri cehalet…

*

Yakın geçmişte…

İhanet; işine yaramıştı işgalcilerin;

İmparatorluğun yıkımından pay kapmak için,

Kendi yaratmıştı her işgalci güruh…

Kendi işbirlikçisini.

Sevr arzusu kursaklarında kalanda – sömürünün zebanileri..

Gün olsun da yeşersin yarım kalmış

Arzuları…

Hazır kuvvet; elde bulunsun diye;

Beslemede tutuldu – bazıları.

*

Cehalet işlerine yaradı işbirlikçilerin…

Gözbağı olsun aydınlığa… dediler..

Prangası olsun beyinlerin.,

Sormasın…

Sorgulamasın…

Bilmesin, öğrenmesin istediler

Hep.

Zaten; biadı inançtan sayar cehalet.

Bilmez ki; bir adım ötesi köleliktir.

*

Cehennem korkusu elde hazır:

Korkut derse korkutacak;

Sustur derse, susturacak!..

Bekler emre amade… zebani..

Hâkimiyet cehalette olacak – illa ki

Yalnızca onun bayrağı dalgalanacak!..

Bu onun ortaçağdan kalma huyu…

İster ki

Feleğin çarkı,

Hep kendilerinin değirmenine taşısın suyu.

*

Savaş çığırtkanlığı.. ihanetin ta kendisi!..

Savaş açlık…

Savaş yıkım…

Savaş kan ve gözyaşı…

*

Ölmeyi adam olmanın parçası saymak!..

*

Bu söylemin sahibi mi – barışın efendisi!?..

Kimdir savaşa çanak tutan;

Yiğitse; gitsin savaşa kendisi…

Savaşın ölmeyeni için ne kolay söylem..

Çıkıp yanlışı, mertçe söylemeli sözün sahibine birisi;

*

“Öleceksek adam gibi ölelim!”(miş) 

*

Kendinin olmayan bir savaşın öleni olmak!…

Hem toplumsal; hem ruhsal izaha muhtaç!..

Barışın adamı olmak dururken!.

Neresi -adam gibi-lik bunun!?..

Neresinde yazar; böylesi zulüm – insanlık kanununun!..

Yaşamak hakkınsa; yaşatmak görevin değil mi senin!?..

*

Sevaplara sevap katmak adına,

Hacıbayram, Kocatepe, Mimar Sinan’a,

Ve yetmezmiş gibi daha onlarcasına;

Ve de; bir din savaşına; çanak tutarcasına

Emevi Camii’nde Cuma Namazı hayalleri kurmak…

Ve bunu koskoca toplumun iç işi saymak!..

İzaha muhtaç!…

*

Ya; bir de;

İşgalcinin, askerlerine “salimen dönme” dualarına…

Ne demeli!..

“İdrak, akıl, izan, vicdan;

Ve de; bu cümleden tümünü

Sen ona

İhsan eyle öncelikle ey yüce tanrı” demenin ötesinde:

Başka ne dilemeli!?…

*

Nasıl adı bahar olur bir savaşın;

kardeş kardeşe vurdurulurken!?..

*

Allahü Ekber çığlıkları yükseliyor her bir köşeden,

İnandıkları Allah ortakken!..

Diken diken oluyor tüylerim;

Ürküyorum; duyduğum sesten;

Ortak din.. musibet zincirine halka yapılmış;

Her halkaya binbir yalan takılmış..

Her nida bin can;

Bu nidalarla yücelmez ki din;

Onların inancıyla değil,

Kendi imanımla soruyorum.

Allah hangi tarafında bu tekbirin!?..

*

Çiçekler açar baharda…

Söylesin,

Ölmeyi adam olmak sanan o öfkeli adam;

Nerede baharın çiçekleri…

Kim demiş kanla sulanır çiçek!..

Nerde o çakma yiğit; bu soruya cevap verecek!?..

*

Bahar kime!?..

Ölene mi; kalana mı?..

Silahını satana mı bahar!?

Yağmalardan pay alana mı!?

Ya; eşbaşkanları ne tarafında bu sahte baharın?

Kim kurtulmuş bu güne dek
Orta Doğu bataklığına saplananların!?

Göz önündeyken bu tarihi gerçekler;

Şam’a sefer düzenlemekten fütursuzca söz edenler;

Halkın karşısına çıkıp bu kardeş kavgasının

Kanlı hesabını ne zaman verecekler!?..

*

“Adam olmak mı ölmek?;

Dur!.. sen orada bir nebze dur!..

Gel sen; bir de ölümü;

Ölenin geride kalanlarına sor!..

Asıl soru bu.

Hangi savaş bir sonrakine gebe kalmamış…!?

Hangi savaşın acısı silinmiş…

Asırlar boyu..

*

Hangi savaş kin üretmemiş… 

Nefreti miras bırakmamış!?.. !? 

*

“Ecdadımızın at üstünde gittiği her yere biz de gideriz!..”(miş!!!)

Gidersin.. de,

Büyüdükçe daralan düşman çemberini;

Ellerinle örersin!..

Adamlık mı bu!?..

*

At üstünde gittiği ülkelerin elleriyle olmadı mı!?..

Ecdat diye övündüğün; Osmanlı’nın sonu..

Bu acılardan bile ders alınmadı mı!?

Ne kaldı bugün elde yadigar o günden!?..

Kupkuru övünçlerden…

Harem kavgasından öte!..…

Haa!… birde…

Fransuva Birader’e

Anası hatırına tanınan..

Kapitülasyon..

Yani; o günün deyimiyle;  İmtiyazat-ı Ecnebiyye…

Yani bu günün deyimiyle; Teslimiyet-i Umumiyye…

*

Gün bu gün…

Sürüyor o günden kelen alışkanlıklarımız;

Söylem açık; söylem net,

Onurun yüzkarası;

Sadakatin son evresi;

Gafletin, dalaletin emaresi; şaşkınlığın son devresi…

Toprağımız; toprağınızdır…(mış)

Var mı peşkeşin; teslimiyetin… bundan ötesi!?!?…

*

Kanarsam; inanırsam bu katmerli yalana;

Yuh bana!..

Sen kanarsan, aldanırsan; sana da Yuh!..

Her kim ki bu söylemin… sahibine

Kuyruk olur takılırsa peşine

Ona; yüz bin kere Yuh!..

*

Diyorlar ki;

Ha NATO; ha biz…

Yüklenip gidecek miyiz!?…

Diyoruz ki;

Haklı dersiniz!..

Kurun karargâhınızı İzmir’e…

Konuşlandırın patriotlarınızı ülkemizde istediğiniz yere…

Kullanacak askerlerinizi de getirin.

Emir sizin;

Dümen sizin…

İsteyin siz!..

İstendikçe biz; daha neler.. neler veririz..

Başını da çevirin istediğiniz yöne..

Soranlara patriotlar öz be öz bizim deriz…

Biz böyle dümenleri, Birinci Dünya Savaşı’ndan biliriz..

Umarız;

Halkı bu kadarcık kandırmaya siz de ses etmezsiniz..”

*

Oysa derdi ki ninem;

Teslim edersen şalvarın ipini; senin değildir artık içindeki!..

Patriot; vatansever demekmiş…

Tevekkeli, boşuna demezmiş ninem:

Sabah Badi  (sabah çiçeği) koyarlarmış sabah bokunun adını…

Meğer; adıyla kapatmak isterlermiş kokunun foyasını…

*

Ecdadımızın at üstünde gittiği her yere biz de gideriz…(miş).

*

ilk sefer Şam’a. Nasip olanda!..

Elle;

Olmazsa dille;

O da olmazsa… buğuzla, öfkeyle… kinle…

Haydi zafere!…

—–

Bir garabet çağrısı yansıyor…

Sanki uzaklardan;

Önlerinde davul; ellerinde ferman

500 yıl öncesinden duyulan tellalın sesi..

Cihad çağrısıyla geçiyor sanki sokaklardan!..

*

Sanırsın ki bir ilahi marş yükseliyor

Yerden ta arşa…

Sanırsın beş asır öncesinden sesler geliyor,

Padişahım çok Yaşa; padişahım çok yaşa..

Avazınca haykırıp coşturunca tutmalar;

“İptida Bağdada sefer olanda”  farz misal

Eşbaşkanlık görevi akla geliyor;

Tutuyor;

Şam’a görev emri veriyor..

Hasdur!… Yallah!..

 

**Ata ne hacet -Sefer-ü Şam görünür yakın atide

Çıkarız gün ışırken başımızda bembeyaz aziye,

Vasıl oluruz, peyman-ı iman ile Cum-a vakti.. öğleye

Ol duamız odur ki; Yüce Rab; muzafferiyeti bizlere nasibeyleye..**

*

İyi nutuk!..

Ecdadımızın at üstünde gittiği yere biz de gideriz..(miş!)

Aklını çeliyor insanın!

Ama bir gerçeğin de altını çiziyor ayni zamanda…

Beş asır önceyi düşleyen beyin;

Bu günlere nasıl gelsin!..

Gelemez ki!.. G e l e m i y o r  d a!..

Geçmişi tarihin ibretlerinden

Değil,

Ortaçağ çöplüğünden…

Tarih masallarını züğürt tesellisi tadında,

Günümüz toplumuna sunuyor

Horoz şekeri misali; aldatmada kullanıyor!..

Oysa O köprüler, bugünküler değil;

Çoktaaan geçti o köprülerin altından sular.

Devirler bitti!…

Karanlık devirler çoktan kapandı – gelince bilim,

Gelince aydınlıklar..

*

Çoktan kuru kafa oldu… O günlerin kafası…

Çok gerilerde…

At üstünde; hayallerde kaldı o günlerin atası!..

*

Bir bilimsel gerçeği hatırlatmak isteriz

Hurdasız!.., Yalansız;

H i l e s i z…

Kurtuluş savaşını yok sayıp inkâr eden… unutan;

500 yıllık geçmişi, övünçle; dün gibi hatırlayan,

Vicdanlar,!.. Beyler!..… Beyinler!..

Takdir görse de hitabet’iniz;

Sağlığınız kusurlu;

Sizlere İyi gözle bakamaz ki tababet’iniz!..

B i l e s i n i z !.. İyi yolda değilsiniz!..

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Son Eklenen Video

dusunhaber-m.halil.arik.konusma video
Facebook Twitter Rss

Güncel Haberler