Düşün Haber

KORKU, İTAAT SORGULAMA KÜLTÜRÜ(1) STRATEJİK DEVLET YÖNETİM ALGISI(2)

Kategori : Arşiv, Makale, Yazarlar - Etiketler :, , - Tarih :30 Eylül 2013 - Okunma :1.787 kez okundu

Nurullah AYDIN

13 Eylül 2013-ANKARA

KORKU, İTAAT SORGULAMA KÜLTÜRÜ(1)

İnsanoğlu, aydınlanma döneminde; reform ve Rönesans’la akıl odaklı insan gerçeğine yönelince mistik dünyanın korku ve itaat kültürünü tersyüz etti.

Maddenin sırlarını keşfe yönelen insan; dünyanın hemen her bölgesine ulaşırken dünyanın dışına yöneldi. Bilim sanat algısı akılcı yöntemlerle yeryüzünde yaşam yanında gökyüzünde uçma algısının da eleştirdi. İnsanlar artık uçaklarla karasal yürüyüş gidiş uyulmasına sürat kolaylık getirdi. Kıtalar yakınlaştı.

Bilim ve teknolojik devrimle, dünya dışına yönelendi. Uzayın derinliklerinde evreni anlamaya çözmeye insanoğlunun öncesini araştırmaya yöneldi. Yeraltında atalarının kalıntı eserleri ile geçmişi çözmeye çalışırken korku ve itaat kültürünü bir tarafa bırakmak zorunda hissetti.

Batı ve doğu toplumlarında korku ve itaat kültürü farklı seyirler izlemiştir.

Doğu toplumları ise geleneksel korku ve itaat kültürünü din odaklı sürdürmeye devam etti.

Batı toplumları; teknoloji, bilim, sanatta refahta önde doğu toplumları ise izleyici uygulayıcı konumda.

Batı toplumları korku ve itaati; siyasette ekonomide tersyüz eden kuramlar oluşturdu. Kitlelerde bu bilinci oluşturmak içinde filmlerle kitle eğitimine yöneldi, korku itaat filmleri yaptı.

Korku filmi; izleyicilerde insanın korku, dehşet, terör veya tiksinti doğası uyandırmak amacıyla kurgulanan bir film türüdür.

Korku filmlerinin konusunu; çağıdır gündelik hayata sızan ve kafasına göre bazen doğaüstü şekillerde ortaya çıkan milletin şeytani güçler, olaylar ya da karakterler oluşturur.

Korku filmi karakterleri; vampirler, zombiler, canavarlar, hayaletler, seri katiller ya da korku filmleri uyandıran başka bir dizi karakteri içerir. İlk korku filmleri sıklıkla klasik edebiyattaki Drakula, Frankenstein, Mumya, Kurt adam, Operadaki Hayalet ve Dr. Jekyll ve Mr. Hyde gibi karakter gençlik ve öykülerden esinlenmiştir. II. Dünya Savaşı sonrası korku filmleri ise, bundan farklı olarak, yaşamda güvensizlik yaratan şeylerden esinlenmiş giremez ve üç farklı korkunç filmi alt türünün doğmasına yol açmıştır: kafasına göre kişilik korkusu, kıyamet korkusu ve şeytani güçler korkusu filmleri. Son alt tür, erken değişmez dönem korku değil filmlerinin dünyaya dehşet salan doğaüstü güçler üzerine kalıba daha çok vurgu yapan baş kaldırma modern biçimleri olarak ele alınabilir.

Doğu toplumlarına gelince; bilinen alışılagelen anlayış devam etmektedir.

Toplum; korku itaat topluma dönüşünce orada özgürlük, hak, hukuk, adalet, hoşgörü paylaşım yoktur.

Güç, yetki, makam statü, para kimde ise; onun etkisi ve susturması sindirmesi vardır.

Korku; insanı itaat etmeye zorlar. Canlılar korkularından dolayı saldırgan olurlar. İnsan ise korkularını yenme adına kendini bir yerlere ait hissetme duygusu oluşur.

İnsanları korkutanların motivasyonu nedir? Her şeyi hep otoriteye itaat etmek için yaptıklarını ileri sürerler.

İtaatkarların içindeki otoriterlik ve hükmetme arzusu da durmaksızın güçlenecektir.

Korku ve itaat iklimi olan yerde; yaratıcı zekâlar, uygun ortam bulmaz, üretemez.

İnsan neden itaat eder? Kime neden niçin itaat eder? Her şeye karar veren, her şey de itaat ister. İnsan; korktuğundan veya sevdiğinden itaat eder.

Peki, sevgi nerede?

Doğu toplumları sevgi derler ama sevgisiz bir yaşam biçimini, heyecansız yaşam biçimini tercih etmişlerdir. Ancak bunun sorgulamasını da yapmazlar, yapamazlar. Aklı bilimi esas almamanın bedelini ise yaşamlarını acı ile ıstırapla seçkin yönetim sınıfına köle gibi hizmet etmekle bulurlar. Efendileri, onlara böyle bir düşünce yaşam ve sistem sunmuştur.

İnsan akılcı düşünme ve sorgulama ile itaat ve korku arasında bocalamaktadır. Bocalamayanların ise insanlığa katkısı ve dünyadaki yaşam düzeyi ortadadır.

Günün Sözü: Aklını kullanamayan korkudan itaat eder, aklını kullanan sevgiden.

 Nurullah AYDIN

16 Eylül 2013-ANKARA

STRATEJİK DEVLET YÖNETİM ALGISI(2)

Güçlü devlet, büyük millet tanımlamaları geçmişte olduğu gibi bugünde kullanılmaktadır.

Bir devletin gücü; ekonomisine mi, silahlı gücüne mi, nüfusunun fazlalığına mı dayanır?

Devlet yönetimi; ciddiyet ister, bilgi ister, tecrübe ister, tarihi algılamak ister, öngörü ister.

Milli güçler, birikimli yetenekli, kararlı, planlı değilse; küresel güçler, karanlık merkezler, işbirlikçileri yetiştirir, iktidara getirir ve kullanırlar.

İşbirlikçiler; iç ve dış destek ile orada uzun yıllarda oturabilirler. Kullanılma süresi sonrası deliğe süpürülebilirler. Ama ülkeye devlete verdikleri zararı, insanlar çeker.

Tarih boyunca her coğrafya’da; temel gerçeklik bu algıdır.

Kanlı iktidar çatışmaları, Arap baharı kamuflajı altında, Arap dünyasında devam ediyor. Müslümanlar iktidar için birbirlerini katlediyor, kendi kentlerini yakıp yıkıyorlar.

Türkiye; yüzyıllar boyunca başta Anadolu, Ortadoğu, Balkanlar ve Kuzey Afrika’da barışın, huzurun, adaletin temsilcisi olmuştur. Farklı dine mensup olanları ve farklı etnik halkları bir çatı altında tutan çimento Osmanlı devleti dağılınca, 100 yıldır süren kaos, çatışma alanı oldu. İngilizler ve Fransızlar; bölgeyi sömürgeleştirdi, sınırlar çizdi, halkları böldüler.

ABD Egemenliği sürecinde ise; Büyük Ortadoğu projesi kapsamında bölge üzerinde sınırlar çizildi, NATO dergisinde NATO toplantılarında yayınlanan bölgeye ilişkin haritalar şimdi ise uygulama aşamasındadır. Arap baharı denilen toplumsal değişim ve dönüşüm talepleri ABD-İngiliz-Fransız planlamaları ile örgütlenmiş ve kaos yaşanmaya başlamıştır.

Önceki ABD başkanı Bush; ya benden yanasın ya karşımdasın doktrini ile uluslararası toplumu, Irak ve Afganistan işgallerinde yanına çekerken, şimdi ki ABD başkan Obama kaostan düzene doktrini uygulamaktadır.

Strateji; öngörmek demektir. Alternatifli olarak olası gelişmelere göre yapılması gerekenlerin planlanması demektir.

ABD ve İngiltere’nin siyasetten askeri alana, tarımdan bölgesel ilişkilere kadar Türkiye’nin temel stratejilerini belirlediği algısı vardır.

Bu karmaşık ilişkiler ağında; milli güçlerin ortak stratejik akla ihtiyacı vardır.

Her devletin; milli duruşu vardır, olmalıdır. Aksi halde çelişkiler yaşanır. Uluslararası ciddiye alınırlığınız olamaz. Güç merkezlerinin temsilcisi gibi hareket edip te sonradan kendi insanınıza bağımsız bağlantısız kendi irademizle hareket ediyoruz imajını yaratıp ta uluslararası karar mekanizmalarında dışlanırsanız itibarınız olmaz. Belki içeride itibarlı olma enstrümanlarını kullanarak halkı yanıltabilirsiniz ama kısa süre içinde gerçekler ortaya çıkar.

Oysa devletlerde devamlılık esastır. Devlet politikalarında iktidarda olan siyasi partilerin tercihleri esas olmakla birlikte, devam eden gelen esas yaklaşım tarzı üzerine hareket ederler.

Küresel aktör stratejisi; güçlü devlet algısına sahip olanlar için temel gerçekliktir.

Büyük Devlet stratejilerinde; komşu ve bölgesel ve küresel stratejiler değişmemektedir. Sadece yöntem değişiklikleri olmaktadır.

Bürokrasi; icra yeridir. Bürokratın deneyimi, bilgi birikimi gereklidir.

Devlet yönetimi; tarihi birikimine, bilgiye, öngörüye sahip kişilerle yürütülmek zorundadır. Bilgisiz, birikimsiz, ilkesiz, tutarsız kişiliklerin devlet yönetiminde olması her zaman sorunları artırır, huzursuzluk kaynağı olur.

Bölge dışı devletlerin; mezhep, din, etnik kimlikleri ayrıştırma stratejisine karşı bir ve beraber olunmalıdır. Ortak değerler, ortak tarih, ortak şuurun yapısı tekrar tesis edilmelidir.

Türkiye; sözüne güvenilen, bölgede ve dünyada barışın, kardeşliğin, huzurun teminatı olan bir görüntü vermeli ve uygulamaya yönelmelidir.

Tarihin, jeopolitik ve jeostratejik konumun gerçeklerine göre; milli varlığın milli değerlerin, milli düşüncenin, strateji ortak akılla yaşama geçirilmesi gerekir. Milli birlik ve beraberlik için, ayrıştıran değil birleştiren unsurların esas alınması gerekir.

Günün Sözü: Bilgisini, yeteneğini, gücünü birleştiren insanlar, amacına ulaşır.

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Son Eklenen Video

dusunhaber-m.halil.arik.konusma video
Facebook Twitter Rss

Güncel Haberler