Düşün Haber

KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN RANTSAL HİKÂYESİ Mehmet Sebih Altun

Kategori : Arşiv, Makale, Yazarlar - Etiketler : - Tarih :05 Ağustos 2012 - Okunma :4.041 kez okundu

Mehmet Sebih Altun

Kentsel Dönüşüm ve İnşaat Sektörü

Kentsel dönüşümün başlamasıyla inşaat sektörü açısından inanılmaz bir fırsat elde edildi. Sırf bu proje için farklı bir bakanlık dahi kuruldu. Bu bakanlığı tamamen kentsel dönüşümün hızla yayılmasını ve depreme dayanıklı olmayan binaların bir an önce yıkılıp yerine depreme dayanıklı yapıların oluşturulması için önemli mesafelerin kaydedilmesi konseptini geliştirilmekti. Bu argümanda ilgili bölgeler değerinin iki katına çıkması da kaçınılmazdır. Böyle bir durum da mal sahipleri de doğal olarak büyük bir servet sahibi olmuş oldular bir anda.

Bu heyecan devam ederken bir yandan da firmalar bir bir ortaya çıkarak projelerini sundular. Halkta bir anda böyle bir değere
sahip olunca uyanık davrandılar tabi. Firmaları sıkıştırıp daha fazla yer kapma yarışına girdiler kendilerince. Oysaki karşılarındaki
firmalar bu işi her kılıfını bilen, her halükarda kendilerini muhakkak haklı çıkarabileceklerini unutmuş olmalılar.

Kentsel dönüşüm bir rant dönüşüme doğru sürüklenmektedir

Her neyse kentsel dönüşüm bir rant dönüşüme doğru sürüklenmesinin sebebi bu projeyi organize eden parlamentonun uygulama aşamasını sadece firmalara bırakmış olması düşündürücü. Hiç bir denetim birimi olmamakla beraber her firma ve firma olduğu
zannedilenler kol geziyor bu bölgelerde. Kimi firmanın 3 daire verdiği arsaya başka firma 5 daire verebiliyor. Oysa halk hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu idrak etmesi çok zor bu durumda. Bir nevi gayri resmi açık artırma usulü. Birçok firma imzayı nasıl alabilirimin peşinde.

Böyle bir ortamda sağlıklı karar vermek ne kadar doğru o da tartışılır açıkçası. Hele bir de bunu duyan dolandırıcıların yaptığı
türlü entrikalar halkı iyide iyiye huzursuz etmeye başladı. Her gün yüzlerini dahi görmedikleri insanların kapılarına gelip
“Bakanlıktan yetki aldık. Bize tabi olun. Yoksa Bakanlık sizin evlerinizi yıkıp kapı dışarı edecek.” demeleri insanları tedirgin ediyor. Yasal boşluklardan faydalanan bu dolandırıcıları denetleyen bir resmi sistemde yok zaten. Tapularını kurtların eline vermek istemeyen halk ne yapacağını şaşırmış durumda. Böyle bir durumda halkın artık güven konusunda derin bir sarsıntı yaşadığı aşikârdır. Nerden geldiği ve kimlerin paravanlığını yaptığı pekte belli olmayan bu tiplerin bir an önce kontrol altına alınmaları gerekir. Bu yasal boşluğun bir an önce doldurulup bu tür vakalara mahal vermemek adına gereğin yapılması zaruridir.

Şimdi işin rant kısmı nerden kaynaklanıyor?

Kentsel döşümün de asıl amaç depreme, sellere ve her türlü doğal afetlere karşı sağlam yapıların oluşturulması esasını benimsemektir. Bu konu da hemfikiriz sanırım. Peki ya bu konseptin dışına çıkılırsa bu dönüşüm kentsel dönüşüm olmaktan çıkmaz mı? Bir nevi rantsal dönüşüm olmaz mı? Bence bunlar düşünülmesi gereken konulardır. Sadece birileri zengin olsun mantalitesi ile yola çıkılması hem projenin özüne zarar verir hem de ne kadar tehlikeli sonuçlar doğuracağını ortaya koyar.

Çünkü ülkemizde uygulanan kentsel dönüşümün hiç bir şekilde ne bilimsel ne de toplumsal temellere dayandığını söylemek olanaksız olduğunu üzülerek belirtmek istiyorum. Böyle yanlış yaklaşımlar ve yöntemler hem halkın mağdur olması açısından hem de kentsel dönüşümün uygulandığı kentlere yarar yerine zarar vermesi açısından dikkat edilmesi gereken konulardır. Bunlara dikkat edilmediği
sürece kentsel dönüşümün insan hayatı, ekonomi anlamda yarar sağlayıcı özelliği ve sosyal anlamda bir gelişme sağlanması mümkün olmayacaktır. Geçen aylarda Samsun ve çevresinde meydana gelen sel felaketlerinden sonra evlerinde boğularak hayatını kaybeden insanlar ülke olarak hepimizi derinden sarsmıştı. Devletin kurumunun yapmış olduğu yapılar insanların boğulmasını sağlayan bir yapı prensibini uyguluyorsa Devletin denetimi dışında yapılan yapılar nasıl bir sonuç doğuracağını tahmin bile etmek istemiyorum. Çünkü ekonomik ve fiziksel açıdan yapıların şaşalı olması sağlam olduğu anlamına gelmiyor maalesef. Bu da işin rantsal özelliğini çok acı bir şekilde ortaya koymaktadır. Yapıların sosyal, coğrafi, iklimsel, işlevsel olması, ekonomik şartlardan daha önemli olması gerekir.

Yapılar yapıldığı bölgelerin her türlü doğal şartlarına uygun olması gerekir. Yoksa Samsun da ki örmeğin tekrarlaması kaçınılmazdır. Depreme dayanıklı yapılar yapılacak diye insanları depremden değil selden öldürmeyin. Tüm kurum ve kuruluşları bu konuya duyarlı olarak hareket etmeleri konusunda önemle rica ediyorum. Bu yapılar halk için yapılıyorsa halk orda hayatını kaybettikten sonra hiç bir anlam taşımaz. Devletin bu konuda kendi inisiyatifini kullanarak firmaları denetleyici bir kuruluş kurması zorunlu görülüyor. Hem dolandırıcılara mahal vermemek hem de yapıların usulüne göre yapılıp yapılmadığını denetlemek için böyle bir kuruluşa gerçekten ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Herkese sağlam yapılarda hayatını geçirmesi temennisiyle…

Esen kalın…

msebihaltun@gmail.com