Düşün Haber

İHANETİN ÇEMBERİNDEKİ MEŞALE; KÖY ENSTİTÜLERİ! Mehmet Halil Arık

Kategori : Arşiv, Makale, Yazarlar - Etiketler :, , , , , , , , - Tarih :18 Nisan 2012 - Okunma :2.213 kez okundu

Mehmet Halil Arık

Emekli eğitimci – DENİZLİ

mehmethalilarik@gmail.com

17 Nisan 2012

ATATÜRK DİYOR Kİ..!

“EĞİTİMDİR Kİ BİR ULUSU YA ÖZGÜR, BAĞIMSIZ,

ONURLU, YÜKSEK BİR TOPLULUK BİÇİMİNDE YAŞATIR

YA DA BİR ULUSU TUTSAKLIK VE YOKSULLUĞA

GÖTÜRÜR.”

ÇÜNKÜ “KAYNAŞMIŞ BİR MİLLET HALİNE GELMENİN,

ÇAĞDAŞLAŞMANIN, KALKINMANIN, HÜR VE

DEMOKRATİK BİR TOPLUM OLABİLMENİN EN ETKİLİ

ARACI EĞİTİMDİR.”

“Tam bağımsızlık denildiğinde; siyasi mali iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her alanda tam bağımsızlık ve tam serbestlik anlaşılmalıdır. Bu saydıklarımızın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet millet ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir.. Bağımsızlık ve özgürlük devletin temeli ve özüdür.

Bir ulusun egemenliğini anlayabilmesi ve onu güvenle koruya bilmesi, üstün öğrenim ve eğitime sahip olmasına bağlıdır. Bir ulusun siyasal eğitiminde, sosyal eğitiminde, vatan sevgisinde eksiklik varsa, öyle bir ulus egemenliğini gerektiği şekilde elinde tutamaz..”

İşte eğitimin toplum hayatındaki en etkin rolü: Egemenliğe sahip çıkacak nesiller yetiştirmek. 

Atatürk’ün, Türk Milli Eğitimi ile ilgili bu ışıklı sözlerine  bakıldığında, Köy Enstitülerinin Türk Milli Eğitimi’ndeki yeri ve rolü daha net belirginleşir..

Köy enstitüleri ile amaç sadece; öğretmen, sağlıkçı, ziraatçı… veya elinden iş gelir eleman yetiştirmek değildi.. Gittikleri yerlerde egemenliğe sahip çıkacak model insan yetiştirmekti amaç.

Kalkınma, hem de kültürel kalkınma köylerden başlasın istendi.. Çünkü o dönemde, şehirlerin nüfusu %20’ler civarındaydı.. Boşuna söylenmemişti; “Milletin efendisi köylüdür!”

Mademki bu ülkenin askeri köyden, amelesi köyden… çiftçisi köyden… kalkınmadan en çok nasiplenmesi gerekenler de onlar olmalıydı.. Hem de kalkınmanın önderleri de kendi içlerinden yetişmiş, vatan sevgisi ile kültürü ile bilgisiyle, örnek kişiliği ile donanımlı ehil eller olmalıydı… Çünkü onlar bakarak değil yaparak öğrenmişlerdi işlerini.. Gittikleri yerlerde de tarif ederek değil, yapıp göstererek model olacaklardı köylerine.. Yüksünmeden, ezilmeden, ezmeden… En önemlisi de halktan kendilerini ayırıp, bir aydın kopukluğuna düşürmeden!..

Kim Kurdu; Köy Enstitülerini…

Benlikleri, yürekleri, vicdanları bu ülkenin ateşiyle yanan, halkıyla sevinen, halkıyla üzülen bir avuç aydını kurdu!..Gecelerini gündüzlerine katarak… Öğrencileriyle, öğretmenleriyle birlikte gündüz çalışıp, geceleri gerektiğinde ahırların, ekin tarlalarının, kurdukları binaların, çiftliklerin bir köşesinde kıvrılıp yatarak!..Kendi yaptıkları binalarda öğrendiler, kendi ürettiklerini yediler!..

Kazanılan Kurtuluş Savaşı ve ardından gelen devrimler, kültür, dil ve ülkü birliği ile taçlandırılmalıydı.. İşte onlar bu tacın pırlantası olacaklardı.

Haramzadeler subaşlarını tutmamıştı o günlerde.. Sinmişti her biri yılanlar gibi kovuklarına.

Onlar yuvalarından çıkıp da ihanet iftiralarının zehirlerini yayıp, mecliste kudurmuşluk köpüklerini yayana dek, ancak 18.500 nefer yetiştirilebilmişti henüz….

Kim yıktı köy enstitülerini!..

Düşman uyurmuş da hain uyumazmış!..

Uzun sıfatlar takıp sözü uzatmanın gereği yok Köy Enstitüleri’ni yıkanlar için!..4 harfli bir çoğul sözcük yeter her şeyi anlatmaya; Hain-ler yıktı!..

Ulusal bağımsızlığın bilincine eğitimle varılacağını fark edip, bağımsızlığa ve, ulusal egemenliğe giden yolu kesen işbirlikçi  hainler yıktı köy Enstitülerini..!…

Laikliğin düşmanı; aydınlıktan korkan bugünün yarasalarının dedeleri kapattırdı Köy Enstitülerini..

Kurtuluş Savaşında; savaş meydanlarından kaçıp, aşiretlerinde tahakkümlerini sürdürmek ve  halkın esaretten kurtulmak adına başkaldırısından ürken toprak ağaları kapattırdı köy enstitülerini…

Ve bu gün 4+4+4 yasaları ile Atatürk ve onun devrimlerinden intikam almak peşinde olan zihniyetin babaları dedeleri kapattırdı Köy enstitülerini..

Bağnazlığı eğitim diye yutturan ve bu yolla hem halkı hem de Allah’ı kandıran, özünde hakkı hukuku, demokrasiyi hedefe varmada araç sayan zihniyetin öncüleri kapattırdı köy enstitülerini…

Bitmedi Türkiye Cumhuriyeti ile hesapları!.. Hesaplaşma sürüyor!.. Hem de Ulus devlet olma ilkelerini bertaraf etme zemininde sürüyor.. Hukukta; eğitimde, sosyal alanda,… Millilik adına ne varsa  ne her alanda!..

Temel Amaç; nasırlı ellerin harekete geçmesini engellemekti!..Bugünde sürüyor bu savaş!.. Çünkü, örgütlü cehaleti alt edecek tek güç nasırlı ellerdir!..  Hain, nasıl sürdürürse savaşı o yollarla sürdürüyorlar… Kandırarak, aldatarak, aç-sefil bırakıp korkutarak!.. Dini kullanarak!.

Korkan insan kullanır korkutmanın her yolunu…

Korktular!… Sevr’in sevinci kursaklarında kalanlar!.. Korktular!.. Sevr artıkları ve onların işbirlikçileri.. Ve hala korkuyorlar; o nasırlı ellerin, gün olup güneşi zapt etmesinden!..

Ve Korktular ve hala korkuyorlar 70 yıl önce Köy Enstitüsü öğrencisi Arif Aslan’ın dizelerinde söylediklerinden!.

Kazmayı küreği alınca ele,

Nasırlı tabanım inince bele,

Alnımdan toprağa dökülen sele,

Kan mı der; can mı der, el ne der bilmem!…

 

Elimde meşalem köylere gitsem,

Ne mutlu, yurt için ben bir ümitsem,

Dileğim, her köyü bir cennet etsem,

Can mı der, şan mı der, el ne der bilmem!..

 

Kazmanın ucunda düz olur dağlar,

İçimde ideal köy aşkı çağlar,

Beş asır, rehbersiz nice köy ağlar,

Sustursam, coştursam el ne der bilmem!…  

 

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Son Eklenen Video

dusunhaber-m.halil.arik.konusma video
Facebook Twitter Rss

Güncel Haberler