Düşün Haber

HAK HUKUK ÖZGÜRLÜK OLMAYAN DEMOKRASİ

Kategori : Arşiv, Makale, Yazarlar - Etiketler :, , - Tarih :06 Ekim 2012 - Okunma :1.721 kez okundu

Prof. Dr. Levent Seçer

Dünyanın hiç bir ülkesinde Türk toplumu kadar sessiz, kendisini yanlış yönetenleri sorgulama cesaretinden uzak bir toplum yoktur sanırım.

AKP’nin İl Başkanlığı seçimleri ve sonrasında yaptığı şova dönüşen kongrelerinde de gördüğüm manzaradan, Türkiye’nin geleceği açısından son derece kaygı duyduğumu söylemek isterim. Halkı bilmesi gereken gerçeklerin dışında bırakmak, bunu halkla paylaşmak isteyen basına sansür getirmek, ifade özgürlüğüne bir kilit vurmak değil midir?

Kendi söylediğine bile inanmayan Başbakan, tek adam olmanın verdiği ağır yükü kaldıramıyor.

Başbakan beni korkutuyor, ”Herkes düşündüklerini halkıyla paylaşmakta özgürdür diyor” ama sonrasında bunun aksini yaparak korku veriyor insana. Otoriter bir rejime sürüklenen Türkiye gerçeğini kimse saklamasın artık. Yanlış idare edilen bir ülke, yanlış sürdürülen bir dış siyaset anlayışı başka delile gerek var mı? İşte SURİYE ile yaşanan korkunç gerçekler. Türkiye yanlışların içinde bir Ortadoğu bataklığının ortasında bırakılmak isteniyor, ama bunun kimse farkında değil, bilenler acaba bu tehlikeyi sorumluluğu yüklenebilecekler mi?

Türkiye’de on bir yıldır iktidar da olan (AKP) ve Başbakan (RTE), her fırsatta değişimden ve ifade özgürlüğünden söz ediyor.

Bugüne kadar çağdaş anlamda tüm değişim anlayışının karşısında olanlar, Atatürk devrimlerine karşı olduklarını, onun miras olarak bıraktığı AKIL VE BİLİM anlayışını yok ettiklerini, yerine Ilımlı İslam anlayışını ve doğrultusunda YENİ OSMANLI‘ yı yerleştirmeye çalıştıklarını, Türk kimliğini tüm kitaplardan silme gayreti içinde olduklarını, düşüncelerini toplumla paylaşmak isteyen yazar ve gazetecileri hapsetmeyi, sanat ve sanata şekil veren sanatçıları yok saymayı, insanları modern kültürde bir arada tutan Tiyatroya hayır demenin gerekçelerini anlatamıyor. Çağdaşlıktan, bilimden,  uygarlıktan özde bir demokratik değişimden rahatsızlık duyan (AKP) zihniyeti. Şimdi ülkeyi daha da korkunç bir felaketin ortasına sürüklüyor.

ABD’YE BİAT ETMEK… 

Siyasetin ve uluslararası saygınlığın neresinde durduklarını bilmemek, Cumhuriyet’ten,  geçmişten öç almak, intikam hırsı ve düşüncesiyle ülkeyi kendi anlayış sisteminin içine çekmek ve bütün bunların hazırlanmasının yanında, asıl korkulan gerçeğin.  ABD’nin Ortadoğu politikasının yaygınlaşmasında ona yardımcı olmak adına, şimdi gelinen korkulan noktada, ülkeyi tam bir savaşın felaketin ortasında bırakmanın sorumluluğunu kim alacak merak ediyorum? Türkiye- Suriye ile savaşa girerse,bu savaşın kime karşı neden yapıldığını gerekçelerini kim anlatacak halka merak ediyorum.Bir başka ülkenin iç işlerine karışmanın haklılığını nasıl anlatacaksınız?ya da olası bir savaşta onlarca Müslüman insan ölecek,bunun bedelini sorumluluğunu kim üstlenecek? Başbakan (RTE) ve bakanı Egemen Bağış ”’ İstersek Suriye’yi yerle bir ederiz” açıklaması yakışık olmayan bir açıklama değil mi?

Suriye ile bir savaş çıkarsa ve hiç sebep yokken yüzlerce insanın ABD’nin çıkarlarını desteklemek adına ölümüne göz yumanlar çıkıp da bunu topluma nasıl açıklayacak merak ediyorum.

Türkiye aylardır Suriye’nin iç siyasetini eleştiriyor, buna hakkı var mı yok mu tartışılır, ama Başbakan (RTE) Davos’ da yaptığı gösteride kendisini kahraman olarak yansıttığında yaptığı akıl almaz uluslararası skandalı sadece alkışlayanlar ortada. Ama bu Davos gibi kahramanlıklar çıkarmayacak ortaya, sadece felaketin haberciliğini yapmak bu ülkeyi yok yere uçurumun önünde bırakmanın adı bana göre. Yanlış dış siyasetin yanında beceriksizliğin bir yansımasıdır bu yaşanılanlar.

Başbakan Arap Baharı senaryosunun tüm dünyaya yansımasında adeta  kendisini ikinci bir Abdülnasır (*) olarak görmeye başlamıştı. Kendisini  adeta tek güç olarak görüyordu, tek konuşan yek anlatan tek söz söyleyen o, koca bir ülkenin kaderini tek bir gücün elinde bırakmak bana göre demokrasinin adının bu ülkede yazılmamasıdır. Şimdi Başbakan Suriye ile yaşanan bu tehlikenin neresinde nasıl durduğunu ve neden buraya kadar gelindiğinde yanlışların nerde kaldığını ya da bundan sonrasında sağduyunun nasıl sağlanması gerektiğini iyi düşünmeli derim. Doğrusu da bundan sonrasında daha mantıklı olmak ve topluma daha sağduyulu yaklaşmanın sağlanması, olası bir savaşın nelere sebep olacağını iyi analiz etmeli, böylesi bir savaşın Türkiye ye getireceği felaketi iyi görmeli ve kimin için bu savaşa ülke sürükleniyor bunu da açıklamalı Başbakan.

SAKLANAN GERÇEKLER… 

Türkiye nereye sürükleniyor, nefret ve intikam hırsı adına siyaset yapmanın sonuçları nasıl olacak? 2023 Türkiye’si ve sonrada şimdi 2071 den söz etmek yılların bir (AKP) hegemonyasının adı değil mi? Senaryonun adı bana göre tüm Atatürk devrimlerinin sonu, tüm aydınlık çağdaş değişimlerin sonu, laik değil ümmetçilik anlayışının zaferi olacak gibi görünüyor. Kendi ülkesinin geleceğini, başkalarının çıkarları adına tehlikeye atmak, kendi siyasal geleceğini düşünerek koca bir ülkede hegemonya yaratmak korku ülkesinin adının bir başka yansıması bana göre.

Hiç bir ülke de Türkiye kadar siyasetin kolay yapıldığı ve korkuya teslim olan bir başka ülke yok sanırım.

Kendi kültür anlayışında bir toplum yaratarak, bunu kendisine biat ettiğini hesaplarıyla ülkeyi olmadık sıkıntılara sürüklemek yanlış siyasettir. Suskun ve korkan bir toplum, tepkisiz bir toplum, hala uyumaya devam eden sorgulama cesareti bile yok olmuş bir halk. Şimdi de KARL MARX‘nın dediği gibi ”Bir ülke de toplumun iradesine hâkim olacaksan onları din afyonuyla uyutacaksın.’‘ Şimdi Türkiye böyle bir çarkın ortasında tıkalı duruyor, sisteme hakim olan iktidar kendi yarattığı bu kültürel anlayışın etkileşimindeki halkı, her dönem istediği gibi etkilemeyi çok iyi biliyor, bunun için de uyuyan kırsal kültür sendromunun bir gün kopmaya başlamasından da korkuyor. AKP ve dolayısıyla Başbakan, gelecek için yazılan senaryonun gereğini yapmak adına vermekten çekinmeyecektir. Bu da ülkenin sonunda felaketin tam ortasında kalması demektir.

Yanlış yönetilen bir Türkiye gerçeğini ve bunun sonuçlarını kimse görmek istemiyor, suskun ve korkan bir muhalefet

aşbakan bunu da çok iyi bildiği için kullanmaktan çekinmiyor, adına ben KURNAZ SİYASET demek istiyorum. Başbakan bunu iyi yapıyor, zaten tek bildikleri de bu sanırım. Peki başka alternatifler var mı AKP karşısında, işte beni düşündüren üzende bu. Her şeyin AKP hegemonyasında kaldığı bir ülkede başka arayışlara korku sendromu nedense izin vermiyor anlaşılan. Suskun bir toplum, sessiz,  korkan bir muhalefet ve sonrasında AKP’ nin hızla ülkeyi nasıl bir sona doğru sürüklediği gerçekleriyle baş başa kalmak. Dilerim Türkiye bu sonu yaşamaz.

(*) Cemal Abdülnasır : ( 15 Ocak 1918 –  28 Eylül 1970), Mısırlı asker ve devlet adamı. Devrimci, milliyetçi, sosyalist lider. Mısır‘ın ikinci Cumhurbaşkanı (1956-1970). Krallığa son veren darbenin ardından Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak Mısır’da köklü dönüşümlere damgasını vurmuş, etkin bir dış politikayla Arap dünyasında bir önder rolü oynamıştır.

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Son Eklenen Video

dusunhaber-m.halil.arik.konusma video
Facebook Twitter Rss

Güncel Haberler