Düşün Haber

EN ACI SAVAŞLAR 3 (AFGANİSTAN)

Kategori : Arşiv, Makale, Yazarlar - Etiketler :, - Tarih :25 Ekim 2012 - Okunma :3.371 kez okundu

Mehmet Sebih Altun 

En acı savaşlar yazı dizisinin 3. bölümüyle Afganistan’ı ele alalım.

Afganistan petrol yatakları bakımından zengin bir konuma sahip. Bu konum itibari ile tüm Dünyanın en çok dikkatini çeken ülkelerin başında geliyor. Bu konuma paralel emperyalist güçlerin iştahını kabartmakta ve ne olursa olsun bu bölgeyi mutlaka ele geçirmek istiyorlardı. Amerika başta olmak üzere İngiltere gibi sömürgeci ülkeler bu ülkeyi sömürebilmek amacıyla kendi emellerine uygun planlar üretmeye ve kendi lehlerine çevirebilmek için türlü entrikalar ve senaryolar türetmeye başladılar.

Tabi bunun için de bir bahane şarttı.

Zamanın Amerika Birleşik Devletleri başkanı George Bush bahaneler ararken fırsatlar doğdu.11 Eylül saldırıları onlar için bir acı değil, bir fırsat oldu. Onlar da bu fırsatı kaçırmak istemiyorlardı. George Bush terörle mücadele politikası kapsamında Afganistan için hazırladıkları senaryoyu bir bir işleme koyup vakit kaybetmeden Afganistan’a girmeye başladı. Sözde El_Kaide Lideri Usame Bin Ladini yakalayana kadar bu süreç devam edecekti ve Taliban güçlerini yok edecek bu şekilde 11 Eylül saldırıların ardındaki perde aralanacak daha sonra ABD güçleri geri çekilecekti. Tabi buna çocuklar bile güler. Bu savaş bu kadar basit olmayacaktı.

Önce savaş bombardımanlarla başladı. Daha sonra askeri birlikler bir bir yerleştirildi. Ordan gitmeleri hiçte kolay olmayacaktı görünüşe bakılırsa. Sanki yıllarca orada kalacak gibi hazırlıklı gelmişlerdi. Amerika ile birlikte İngiliz askerleri Kuzey ittifakı kurarak savaşı daha şiddetli hale getirdiler. Her gün insan ölümleri, her gün işkence. Kendi vatanlarında zulme uğrayan, hiç bir olayla bağlantısı olmayan, onbinlerce sivil vahşice katledildi. Tüm dünya bunları sadece seyretmekle kaldı.

Afganistan artık her geçen gün kan kaybediyor, bütün şehirleri koalisyon güçlerine teslim ediyordu. Her geçen koalisyon güçleri iyice yerleşiyor bunların arasına yeni askerler ekleniyordu. Sanki Amerika ve İngiltere yetmiyormuş gibi diğer ülkelerde NATO adı altında savaşa dâhil oldular.

Afganistan artık hiç bir şekilde düzelmeyecek bir yola girdi. Her gün intihar saldırıları, her gün onlarca, yüzlerce hatta binlerce sivil bu saldırılar sonucu hayatını kaybediyordu. Avustralya, Kanada, İspanya, Danimarka, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, Yeni Zelanda ve Norveç gibi ülkeler de yerleşmeye başladılar. Artık savaş çığırında çıkmış, petrol kokusunu alan tüm ülkeler birer birer dâhil oluyordu savaşa. Savaşın konsepti farklılaşmıştı artık. Hedef ne Usame bin ladin ne de Taliban güçleri hedef sadece petrol ve diğer zengin kaynaklardı.

Savaş bir yandan devam ederken Afgan halkı açlıkla mücadele etmeye başladı. Birçok Afgan mülteci yaşamayı seçerek vatanlarını terk edip Pakistan ve diğer komşu ülkelere sığınmaya başladı. İnsani kuruluşlar bölgeye yardım götürmeye başladı. Ama yardımlarla halk ne kadar yaşamaya devam edecekti? İstikrarsız bir ülke daha ne kadar mücadele edebilecekti ki?

Tüm İslam ülkeleri başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde bu savaş ve halkın maruz kaldığı yaşam koşullarını protesto etmeye başladılar. Aynı zamanda Amerika’daki barış yanlıları da protestolarla bu savaşın sonlandırılması için seslerini duyurmaya çalıştılar ama beyhude çabalardı bunlar. Onlar için hiç kimsenin tepkisi önemli değildi. Onların hedefi belliydi bu hedefe ulaşmak için geri kalan her şeyi teferruattan ibaret saydılar. Her gün bombalar her gün ölümler. Onlar için öldürmek oyun gibiydi. Çünkü ölenler onların halkı değildi ki.

Afgan halkın sahip oldukları doğal zenginlikler başlarına bela olmuştu. Bir türlü bu beladan uzaklaşamadılar. Şüphe çektikleri için binlerce Maum Afgan işkenceye maruz kaldı. Türlü işkenceler uygulayan işgalci güçler maksatlarını çoktan aşmışlardı. Tüm dünya bir sinema gibi izler oldu. Oysa orda bir insanlık dramı, bir yaşam dramı yaşanıyordu. Çoluk çocuk, kadın erkek, genç yaşlı demeden yakalıyor terörist diye işkenceler uyguluyor, masum siviller artık sokağa değil evden dışarı bile çıkamıyorlardı.

Halen devam eden savaşın biteceği de yok zaten. Kaynaklar tükenmeden bu savaş sona ermeyecek gibi görünüyor.      

Bırakın Afganistan’ın düzelmesi iyileşmesi bir yana bu ülke insani krizle karşı karşıya. Siviller artık yaşamak için birçok silahlı güçle mücadele etmek durumunda. Koalisyon güçleri bir yana Afganistan kendi içinde birçok farklı silahlı gruplara ayrıldı. Halk hangisine güvenecek hangisine bağlı yaşayacak. Hangi kanadın askeri olacak. Hepsinin sonu ölümle sonuçlanıyor. Yaşamak için yaşadıkları günü yaşıyorlar yarını bilmeden yatıyorlar. Ne zaman sıra onlara gelecek diye bekliyorlar. Şimdilerde geri çekilmeye hazırlanan işgalciler geriye bıraktıkları acıları nasıl tedavi edecekler. Bu imkânsız tabi.

Bölgeye ne demokrasi ne de istikrar getirebilen işgalciler geri çekilirlerse Afganistan bir iç savaşla karşı karşıya kalacak.         

Son olarak yapılan araştırmalara göre İnsan Hakları Gözlemcilerin ve bazı araştırmacıların raporları 2001-2011 yılları arasında 40 binden fazla insanın işgal sırasında öldüğünü bunlardan 15 bine yakınının sivil olduğunu belgeliyor. Birçok sivil ölümünün Batı medyasının sürekli olarak “münferit olaylar” diye nitelediği hava saldırıları ve bombalamalar esnasında gerçekleştiği biliniyor.

Dünya basını yayınlamasa işkence görüntüleri ve insanlık suçları da olayın farklı bir boyutu.

Son olarak artık Afganistan insani kriz ve iç savaşla iç içe bırakıldı.

msebihaltun@gmail.com

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Son Eklenen Video

dusunhaber-m.halil.arik.konusma video
Facebook Twitter Rss

Güncel Haberler