Düşün Haber

Cumhurbaşkanı’na Son Mektup!… (I.Bölüm)

Kategori : Arşiv, Makale, Yazarlar - Etiketler :, - Tarih :19 Temmuz 2014 - Okunma :1.350 kez okundu

Mehmet Halil ARIK 

Emekli Eğitimci (mehmethalilarik@gmail.com)

15.07.2014

Sayın Cumhurbaşkanı;

Göreviniz bitti. Artık gidiyorsunuz…

Geleneğimizde; gidene güle güle demek vardır.

Uğurlayan memnun idiyse, bir de selamet dileği ekler sözlerine…

Ne var ki; ne gelişiniz memnun etmişti beni; ne de gidişiniz üzüyor. Bu nedenle, böyle dilekleri beklemeyin benden..

Makamlar kişilere mülk değil emanettir. Sizden öncekiler gibi; sizin de gidişiniz mukadderdi. Bu tür emanetlerin devri, kaderin bir cilvesi değil; demokrasilerin gereğidir.

Cevdet Sunay’a gazeteciler; “Paşam köşkün bahçesinin çiçekleri de çok güzel olmuş” dediklerinde; verdiği cevap ilginçtir.

– “Güzel olsa ne!… Günüm doldu!”

Sizin aklınızdan böyle bir hayıflanmanın geçip geçmediğini bilemem… Zira pek çok konuda neler düşündüğünüzü çok net öğrenemedik… Bırakalım, bu da; size özgü gizemler arasında kalsın varsın.

Sayın Cumhurbaşkanı;

7 yıl süreyle taşıdığınız kutsal madalyonun iki yüzü vardı: yetki ve sorumluluk.

Biri tek başına talep edilemeyeceği gibi yüklenemezdi de. Yetkiler makam sahiplerine, sorumluluklarının karşılığı olarak verilir. Yetkiler kullanılırken, sorumluluklardan kaçınılması düşünülemez.

Ne var ki; T.C. Anayasası, hiçbir kişiye, zümreye, kuruma ayrıcalık tanınamaz demışken Cumhurbaşkanlığı Makamı’nı bu kuralın dışında tutmakla kalmamış; geniş ayrıcalıklar da tanımıştır. Makamı, cezai sorumluluklardan ari tutarken, yetkileri konusunda oldukça cömert davranmıştır.

Ancak; takdir edersiniz ki; bu  muafiyet cezai yaptırımlar içindir. Vicdani muafiyeti de kapsıyor olması düşünülemez elbet!..

Cumhurbaşkanı, devletin başı. En yüce makam. Başkomutan. Milli Güvenlik kurulunun başı. Başbakan ve bakanlar onun imzası ile göreve başlar. Kanunlar onun imzası ile yürürlüğe girer. Rektörler atar, yüksek mahkemelere dilediğince atamalar yapar… Gerekli koşullarda, TBMM’ni  feshetme yetkisi bile tanınmıştır kendisine.

Cumhurbaşkanı, ülkenin birtek vatandaşını bile dışlamadan 74 milyonun cumhurbaşkanı olmak durumundaydı. 74 milyon da o makamda oturanı kendisinin en yüce temsilcisi olarak görebilmeliydi. Üzülerek belirtelim ki; toplumun özellikle bir bölümündeki şu yaygın kanıyı değiştiremediniz:

“Ne cumhurbaşkanı 74 milyonun tamamının cumhurbaşkanı olabilmiş, ne de 74 milyonun tamamı, cumhurbaşkanını kendi cumhurbaşkanı olarak göre bilmiştir.” Bu “olunamışlığın” ve “görülememeişliğin” nedeni, Anayasa’nın mutlak emrine rağmen,  içinden geldiğiniz “camianın” hala bir ferdi gibi davranma içgüdünüzdü. Bu düşünceniz; göreve geldiğiniz ilk günden, son gününüze kadar kesintisiz sürdü. Daha geçenlerde bile; “o partinin içinden gelmişliğinizi, kurucusu olduğunuzu geleceğe dair istişarelerde bulunacağınızı” beyan ettiniz… Oysa; tarafsızlık gereği, sizin kaynağınız ile bağınızı kesmeniz, bütün partilere eşit mesafede durmanız Anayasa emri değil miydi!?…

Çiğnenmiş bir anayasayla, kimlerin hakkını yediğinizin farkında bile olmadınız… Kaldı ki; yenilmiş tek hak da değildi bu. Tarih önünde ettiğiniz yemin metnini hatırlarsanız, eksiklerinizi bulacaksınız orada. Ben yenilmiş haklarımın helalliğini vermiyorum size…

Hata; adaylığınızla başlamış, seçiminizle devam ettirilmişti.. Birinci büyük hata, laik bir ülkede müslüman bir cumhurbaşkanı olarak lanse edilmenizdi.  Siz Müslüman cumhurbaşkanı sıfatına uygun bulunurken sizden öncekilere dolaylı bile  değil, doğrudan “gavur” sıfatı takılmış olmadı mı!?…  Siz sindirdiniz bunu içinize…

Oysa, bu ülkede, Müslüman kadar, Ataist’in, Hıristiyan’ın, Musevi’nin olması doğal değil miydi…? Sayarken 36.5 ırkı sayanların, Müslüman cumhurbaşkanı aramaları güdük bir anlayışın ötesinde, dışlayıcı ve bölücü değil miydi?.

İkincisi, tek kişinin, adayı olarak sunulmuş olmanız… Ve de tek partinin cumhurbaşkanı olmanın ötesine geçememiş olmanızdır. Daha sonraki uygulamalarınız da bu sava kanıt oluşturmuştur.  Demem o ki; “camianızın” oy oranı ile sınırlı kaldı sevgi hinterlendınız.

“Cumhurbaşkanı, birleştiricidir. Kucaklayıcıdır; halkın ve devletin çıkarlarını hem içeriye hem dışarıya karşı korumak ve kollamakla mükelleftir. Oysa cumhurbaşkanı, kendisini o makama getirenlerin gölgesinde kalmıştır. Öylesine gölgesinde kalmıştır ki, kendi görev süresini bile net olarak bilmemektedir. Bilen tek kişi kendisini o makama aday gösterendir!.” S,iz hakkınızda bunları söylettiniz!…Ne dersiniz bunlara… Yalan mı!?

Kaldı ki; süreniz, günün konjonktürel koşullarına göre uzatılacak ya da kısaltılacaktı ki; siz de Allah’ın verdikçe verdiklerinden olduğunuz için, size talih mi güldü ne…; uzadı. Bir lütuf muydu bu; yoksa feleğin sizi içine soktuğu bir çarkın elemanı olmaya zorlaması mıydı!?… Bırakın halkı, TBMM’indeki “camianızın üyeleri” bile bu konuda bilgi sahibi değildi. Vesayetli bir makamın sahibinin  kendisinden beklenen görevleri tarafsız şekilde yerine getirmesi beklenebilir miydi!? .  Görev süreniz 7 değil, 5’tir denilivermiş olsaydı, siz bugün çoktan unutulup gitmiştiniz…. Zira gölgelerin ömrü; üzerine düşen ışıkla sınırlıdır.

Ve tarih; 14 Temmuz; 2014: Yeni döneminizle ilgili; “hizmete devam kararınızı” ilan ettiniz. Onay makamı olma dışında hizmetin başka yolları olduğunu da öğrendik bu söyleminiz sayesinde.

Evet; hizmetin pek çok yolu vardır da; bütün kapıları bir tek kişinin icazet anahtarı   açıyorsa; hizmet yollarının çokluğu on paralık değer taşımaz!… Bu sizi bireysel olarak tatmin etse bile; TC’nin en yüksek makamını sevgi ile dolduramamış olmanızın eksiklerini telafi etmeye yetmez!…

Daha birkaç ay öncesi; siyasete son noktayı koymuşluğunuz yorumlarına neden olan söylemlerin yankıları silinmedi kulaklardan… Hatta bu söyleminiz üzerine; sırtında hizmet küfesi değil; göz yaşı küfesi taşıyan “camiadaşınız”, sizin  ikna edilmekliğiniz gerektiğini söylemişti… Demek ki; ikna edildiniz!…  Aynı yoldan geçmişliğin ve aynı sudan içmişliğin kanıtından öte; gereğiydi bu!?… Şaşırtmadınız!..

Sayın Cumhurbaşkanı;

Metin Feyzoğlu’nun konuşmasında yaşanan o krizde, “ biraderinizin”  bir el işaretiyle, gösterdiğiniz sadakat ve uyum tüm hizmetlerinizin ne denli takdire ve vefaya şayan olduğunun müthiş bir göstergesiydi.

Her türlü takdirin ötesinde şükranları  hak ettiniz %50’den. Belki de iknanızdaki en etkin faktördü bu.

Diğer %50 mi? Onlar,“birileri”  Milli İrade’den değil. Dediniz ya; sizi bu makamda istememişti zaten!

Şimdilik, son sözüm şu ki; size bundan sonraki yaşamınızda başarılar dilemeyeceğim…  Yolunuz açık olsun demeyeceğim… Çünkü sizlerin “açık yolu” bizlere yaramıyor…

Kaygılı saygılarımla… Ya da; Saygılı kaygılarımla…. (DEVAM EDECEK) 

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Son Eklenen Video

dusunhaber-m.halil.arik.konusma video
Facebook Twitter Rss

Güncel Haberler