Düşün Haber

ÇAP ÜZERİNE BİR DİYALOG VE BİR BİLİMSEL EK!.. Mehmet Halil Arık

Kategori : Arşiv, Genel, Kültür-Sanat, Makale, Yazarlar - Etiketler :, - Tarih :15 Ağustos 2012 - Okunma :1.412 kez okundu

Mehmet Halil Arık

Emekli eğitimci – DENİZLİ

mehmethalilarik@gmail.com

15 Agust. 2012

İki kahramanı var hikâyemizin… Birincisi; Sesin Sahibi Adam; kısaca S.S.A.

İkincisi de; Sesi Dinleyen Adam… S.D.A.

Renkli kutuda yandaşları arasında S.S.A (Sesin Sahibi Adam)…

Duruma hâkim her zamanki gibi. Muhalif, yandaş ayırmaksızın, geniş kitlelere, ulaştırma olanaklarına sahip sesini.

Yarı uykulu; S.D.A. (Sesi Dinleyen Adam). Koltukta… Pasif…

Derinlerden bir ses ulaşıyor kulaklarına… Yine öfkeli, canhıraş:

--Gramın ne!.. Çapın ne senin!..

Duyduklarını algılayıp algılamama arası, uykulu bir konumda olmasa, muhatabı kendisi sanıp, benzer öfkeyle cevap vermesine hiçbir güç engel olamayacak!..

Göz kapakları, tepkisini belli etse de; açılamıyor bir türlü… Olumsuzlukların ve ortamın karamsar havasında… esarette, S.D.A…

Alçalıyor yükseliyor; tizleşiyor ses… Normale döner gibi olunca, fasılalar giriyor araya!…Belli ki; bir beklenti sinyali vermekte, S.S.A. yandaşlarına, vücut diliyle. Ön sıralardan geliyor ilk tepki. Daha sonra yayılıyor gerilere doğru perde perde.

Yükselen alkışların bitişini beklemeden, bir ileri hamleyle, daha bir tizleşerek devam ediyor ‘Ses’ kaldığı yerden,

– “Utanmadan, sıkılmadan da televizyona davet ediyor. Kimsin de, beni televizyona çıkaracaksın sen. Çapın ne? General olsan ne yazar. Mesele çapın… Böyle bir durumun da yok. ”

Belli ki; yine, öfke, hitabet sanatında zirvede…

Çok duymuşluğu vardı benzer sözleri aynı ağızdan.

Ar, edep, haya… en sık duyduklarıydı.

Densiz… beceriksiz, sığ… basiretsiz… , seviyesiz, yeteneksiz… Sonu yoktu duyduklarının. ‘Şeref’in, olumsuzluk ekiyle ayaklara düştüğü anlar bile olmuştu.

Hatta bir keresinde, ‘cibilliyetsiz’ dendiğine halkın %50’si şahit!…

Bir keresinde de; “biliniz ki; biz de, kendi defterimizin notlarına bunları düşüyoruz” tehdidiyle yetinmeyip, “ağızlarından lağım aktığını” bile söylemişti basın mensuplarının..

“Olmasın mı o mübarek(!) medya mensuplarına bizim de iki çift sözümüz, diye iç geçirdi S.D.A!…

Pislik dendi…; alınmadılar…

Tasmalı dendi…, biribirlerinin yüzlerine bakıp; umursamadılar…

Alçak…, utanmaz…, satılmış’a bile dendi…, tınmadılar.

Devam ediyordu ses derinlerden gelmeye… Fakat, sesin renginde ve tonunda bir değişme olmuş, dozu da artmıştı …Meğer, muhatap değişmiş!…

–“Sen hiç aynaya baktın mı!?.. Gramının çapının ölçüsünü ver de görelim”

İzlenen Suriye politikasına ve Dışişleri Bakanı’na eleştiriler getiren muhalefet liderineymiş salvolar ve çekilen kılıç!..

Üç koyuna çobanlık yapamazlar dediklerine bu kez, “çap ve gramaj” üzerinden yüklenmekteydi S.S.A.

Daha önce de boy’la erdem ölçmeye kalkmıştı da;

--“Boy’la erdem ölçmeye kalkanların aklı kaç dirhem?” diye sormuştu S.D.A.

————

Artık derinden gelmiyordu ses… Öfkenin, surattaki kırmızı yansıması da, renkli kutudan fırlar gibi, belirginleşmişti üstelik…

– “Bizim, Ortadoğu ve kuzey Afrika’daki halk hareketlerine hiç bir dahlimiz olmamıştır. Hiç bir ülkenin iç işlerine karışmayız”

Duyurmak istermişçesine hayret ifadeleri döküldü S.D.A’nın ağzından!…

“Allah!..Allah!…Daha dün, Suriye bizim iç işimiz” demedi mi bu adam!?..”

–“Kaddafi’yi devirmek için, muhaliflere bavullarla dolarlar götürüldüğünü söylemedi mi kendi adamları!?..”

Kaddafi’nin bizzat elinden alınan büyük ödül’ün  hatırının bile yok sayılmışlığını, cümle alem bilmiyor mu sanıyor, bu adam!?..

Suriye’de Kanka Esad’ın saraylarında ailecek içilen dostluk kahvelerinin hatırının bile şimdi yok sayıldığı gibi!..

S.D.A’ın yüzündeki öfke; acı bir gülümsemeye dönüştü; kendi kendine söylenirken:

–“ Bizimkisi, kırmızıya kızan ineklerin yerine konulmaktan öteye geçemeyen, boğa öfkesi… Cevabımızı, iç çekerek, sadece bir tebessümle geçiştiriyoruz…

Tepkisizlik cesaretlendiriyor adamları.. Bir de yola devam yaygaraları”

***************

Ve devam ediyor S.S.A..(Sesin Sahibi Adam) hız kesmeden:

–“Ben burada ana muhalefet liderinin üslubunu kullanacak değilim..”

Ve genetiği değiştirilmiş cümleler ara vermiyor, ….

–“ Ya senin gramın ne senin çapın ne? Şunun ölçüsünü bir ver de görelim. Daha dur bakalım dün bir bugün iki. Yanına topladığın o yandaşlarınla veya bir kısım yandaş medya ile bir yere varacağını mı zannediyorsun. Suriye’de Baas, Türkiye’de sen!…

**************

Taşan sabırla kapattı sesi ve görüntüyü, uzaktan… Birkaç volta.. ve de düşünmek iyi gelir diye düşündü S.D.A.

**************

Ekteki bilimsel yazıya daldı bir süre sonra… Okuduğu her cümleden sonraki ‘eyvahları’ iç acıtıcıydı… Ve bir küme sözcük dökülüyordu dudaklarından.

–“Acaba; İbrahim de bu aşamalardan geçerek mi gelmişti; saray havuzundaki balıklara altın atma noktasına!…”

*****

Psikolojide “yansıtma” başlığını taşıyordu, ‘eyvah’lar la okuduğu yazı…Ve şöyle diyordu: “Psikopatolojide paranoya ile birlikte anılan bir savunma mekanizmasıdır yansıtma…”

Tipik özelliği, bu kişilerin asıl kendisine söylenmesi gerekenleri karşısındakine söylemesidir;
Ya da, kendine yakıştıramadıklarını, başkalarına yakıştırmasıdır.
Rahatsızlık, “yansıtma” adını zaten bu özellikten alır.
Kişi makbul olmayan kendine ait özellikleri ve davranışları, direk karşısındaki kişiye yansıtıp, bunlar sanki karşısındaki kişinin özellikleri ve davranışları imiş gibi, ona yükler, onu yanlışlar.”

“Aslında toplumsal koşullarda, hele de içinde bulunduğumuz çağda, çoğu insanın sırf kendini korumak ve savunmak için başvurduğu çok doğal ve masum bir davranış olarak düşünülür. Ancak derinliğine incelendiğinde hiç de öyle olmayıp, çok ciddi, önemli ve hatta tehlikeli bir rahatsızlık olduğu görülür.

Meraklıları için; işte yazının devamı ve tamamı…

***********************************************************

Psikolojide “yansıtma”

Yansıtma, psikopatolojide paranoya ile birlikte anılan bir savunma mekanizmasıdır. Bir tür davranış bozukluğu ve ruhsal rahatsızlıktır.

İnsanda duygu, düşünce, algı ve karar verme yetisinin sağlıksızlaşmasıyla ortaya çıkar.

Aslında toplumsal koşullarda, hele de içinde bulunduğumuz çağda, çoğu insanın sırf kendini korumak ve savunmak için başvurduğu çok doğal ve masum bir davranış olarak düşünülür, ancak derinliğine incelendiğinde hiç de öyle olmayıp, çok ciddi, önemli ve hatta tehlikeli bir rahatsızlık olduğu görülür.

Her ne kadar günlük yaşam içinde bu halden muzdarip pek çok kişiye rastlandığı için, durum yine de normal düzlemde tanımlanabilse de, bu bulgunun pek çok patolojik rahatsızlığın da temelinde yer aldığı saptanmıştır. O nedenle ihmal edilemeyecek önemde ciddi bir bozukluktur.

Tipik özelliği, bu kişilerin asıl kendisine söylemesi gerekenleri karşısındakine söylemesidir; Ya da, kendine yakıştıramadıklarını, başkalarına yakıştırmasıdır. Bireyin kendine ait kusur ve yanlışlarını karşısındakine mal edip, kendini karşısındakinde yansıtmasıdır.
Rahatsızlık, “yansıtma” adını zaten bu özellikten alır. Kişi makbul olmayan kendine ait özellikleri ve davranışları, direk karşısındaki kişiye yansıtıp, bunlar sanki karşısındaki kişinin özellikleri ve davranışları imiş gibi, ona yükler, onu yanlışlar.

Bir anlamda da bu, kişinin ayna karşısında kendine söyleyeceklerini başkalarına söylemesi gibidir. Zaten böyle bir bozukluk en kesin o zaman gözlemlenir. Başkalarına ayna tutmak üzere biri birşeyler söylerken farkedersiniz ki, eleştirdiği o şeyleri tam da o anda bile bizzat kendisi yapmaktadır. Ve yine asıl kendi yapmakta olduğu bazı makbul olmayan davranışları, sanki siz yapmışsınız gibi, size mal edip, sizi eleştirmesiyle de son derece belirgindir.

Genellikle kişilik zaafiyetinden ve aşağılık kompleksi ile paranoyanın da eşlik ettiği ego kaygısından kaynaklanır. Kişi bilinç düzeyinde, aslında “bilmeme“nin ego’da yarattığı belirsizlik ve sapma ile yanılgıya düşer ve “zan”lar üretir.

Yansıtma, bunların tümünün birden sonucu ve hepsini kapsayan bir bozukluktur.

Kişi, kendinde birtakım eksiklikler olduğu için, bunu ödünleme yoluna giderek, kendini bir havalarda ya da ayrıcalıklı ve üstün görme ve gösterme halleri geliştirir. Kibir gibi mesela. Çünkü önemsenme ihtiyacındadır ve o kendini fazlaca önemsediğinde, ya da kendini önemli gösterdiğinde, başkalarının da onu önemseyeceği yanılgısına düşer ve önemsetmeye çalışır.

Kendi eksikliklerini ve aç olduğu erdemleri ödünlemek adına, hele de o erdemleri bir başkasında görürse, tıpkı aç bir hayvanın açlık dürtüsüyle avına saldırdığı gibi, kendini önemseme ve önemsetme açlığından dolayı, tamamen ilkel bir içgüdüyle, yani aslında yaptığının da pek bilincinde olmayarak, o kişiye ve aç olduğu o erdemlere saldırır.

Kendi hatalarını ya da makbul olmayan davranışları karşısındakine yakıştırıp, asıl kendi yapmaması gerekenleri karşısındaki sanki öyleymiş veya öyle yapıyormuş gibi bir kabulle ciddi bir yanılsama ve yanılgıya düşer.

Bu arada kendinde olmayan iyi özellikleri de kendine mal edip, karşısındakinde öyle iyi özellikler yokmuş gibi davranır.

Adeta, kendinden başka hiçbir önemli ve değerli insan olmadığına karar vermiş gibi davranarak, kendindeki eksikleri ödünlemeye, kendini iyi hissetmeye çalışır.

Bu çok önemli yanılgı, kişinin kendi içinde kabullenmedigi duygu, düşünce, niyet ve eylemleri, karşısındakine aitmis gibi sanıp ona sardırması şeklinde kendini gösterebileceği gibi; kendi suçunu bir başkasına atmak; yaptığını inkar etmek; kusurlarını reddetmek;
kendi namakbul yaptıklarını makul ve makbulmüş gibi görmek; salt kendini mükemmel görüp, başkasını küçümsemek; kendinde olmayan erdemleri varmış gibi göstermek; karşısındaki öyle erdemlere sahip değilmiş gibi kabul etmek; kendinde olan kusurları başkasına mal edip onu öyle görmek ve göstermeye çalışmak; kendinden üstün olanları, öyle düşünmese bile dürtüsel bir refleksle kendine tehlike sayıp, sırf bu nedenle onu küçük düşürmek, zor durumda bırakmak, suçlamak, yargılamak, kınamak, eleştirmek, büyüklük/üstünlük/bilmişlik taslamak, ezmeye ya da sindirmeye veya caydırmaya çalışmak, yönetmeye ve yönlendirmeye kalkmak şeklinde de kendini gösterebilir.

Ve bunları çoğunlukla alay eder ve dalga geçer tarzda yapması, karşısındakini küçük düşürücü, aşağılayıcı, saygısız, zaten haksız ve yersiz hatta hakaret edici ve hiç olmadık tarzda veya hiç gerekmediği halde anlamsız ve mantıksız veya aykırı bir şekilde yapması da dikkat çekicidir. Zaten ego zafiyeti onu dikkat çekmeye yönlendirir. Çünkü ilgiye, sevgiye dolayısıyla kendini iyi hissetmeye açtır.
Saygı göstermez, ama saygı bekler. Üstüne alınma ve güven problemleri de vardır. Çünkü zaten kendine güvenmediği için başkalarına da güvenemez. Aslında kuşkulardadır, ama bunu dışarıya eminlik olarak yansıtır. Şımarıklığa da son derece yatkındır. Pohpohlanmaya da tabiki fazlasıyla açıktır. Zira normalden de fazla bir onaylanma açlığı içindedir. Ama onaylanamaz şeyler yapar… Bu bile tek başına, bir kişide bir bozukluk olduğunun zaten yadsınamaz göstergesidir.

Böylelikle kendi kendine yapay bir ego tatmini sağlamış ve/ya kendine yine yapay bir haklılık kazandırmış olduğunu düşünür.
Çünkü zaten sadece kendini haklı görmeye fazlasıyla muhtaçtır. Ama gerçek bir tatmin ve haklılık değildir tabi bu. Yine sadece kendi yanılgısı/yanılsamasıdır.

Bir kişilik sorunsalı ve algı yanılgısı hali de olan bu durum, aşırı ve sürekli olursa kişinin kendisini doğru tanıyıp değerlendirmesini bozduğu gibi; derecesine göre, aynı paralelde önemli algı ve düşünce sapmalarına; giderek daha da büyük yanılgılara; hatta taşkınlıklara ve halüsinasyonlara yol açacak kadar tehlikeli olabilir ve sadece bu rahatsızlığa sahip kişilerin kendilerine değil, onların bulundukları ortama ve etraflarındaki diğer insanlara da yansıyan zarar verici ve başkalarını da yanıltıcı bir nitelik arzeder. Bunun da özellikle bulundukları ortam için ne denli ciddi bir sorun olduğu açıktır ve bu nitelik, böyle bir bozukluğun kesinlikle ciddiye alınmasını şart kılar. Zira bu rahatsızlığa sahip kişilerin kendileri zaten huzursuz olduklarından huzur bozucudurlar ve hem kendileri hem de başkaları için bulundukları ortamda da sorun, haksızlık, saygısızlık ve zarar kaynağıdırlar.

Bu tür olumsuz ve kötü sonuçları önlemek için tabiki öncelikle bu kişilerin psikolojik destek almaları şarttır. Ancak bunun yanısıra, bu tip davranış bozukluğu olan kişiler her ortam içinde serbestçe dolaştıklarından, bulundukları ortamdaki diğer insanların bunlara gösterecekleri doğru tepkiler de, zararın önlenmesinde yararlı olabilecektir.

Bu ve benzer durumlarda doğru tepkilerin neler olabileceğini, hem çeşitli açılardan, hem de özellikle sebep-sonuç ilişkisi bağlamında irdelemek üzere, yeri geldikçe diğer bazı yazılarımda ele almaya çalışacağım.

Sağlıklı, sorunsuz ve yanılgısız günler dilerim.

Filiz Alev
09.04.2011  Psikolojide “yansıtma”

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Son Eklenen Video

dusunhaber-m.halil.arik.konusma video
Facebook Twitter Rss

Güncel Haberler