Düşün Haber

ATATÜRK İLE İLGİLİ AZ BİLİNEN BİR ANI

Kategori : Arşiv, Makale, Yazarlar - Etiketler :, - Tarih :01 Kasım 2012 - Okunma :2.669 kez okundu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hüseyin EKİCİ

Yeni yetme siyasetçiler kendilerini pek de akıllı ve devlet adamı sanadursunlar bildikleri bilmediklerinin bir kanıtı olarak ortadadır.

Külli cahil olan bir insan bile yediği ekmeğin nimet olduğunu bilir. Kaldı ki kendine sağlanan ortamın büyük bir nimet olduğunu bilmeyecek kadar gözü, gönlü körelmiş inkârcı bir güruh tarafından yönetiliyorsanız vay gele halinize!…

Dini siyasallaştırıp, siyasi ikballeri uğruna halkı aldatan siyasetçiler maalesef revaçtalar. Ulusal çıkarları değil kendi çıkarlarını düşünürler. Kendi çevresine çıkar temin edip yandaş kitle yaratırlar. Giderek ne vatan toprağı kalır satılmadık, ne de millet kalır bölünmedik. Tarih bu tür yöneticilerini çok gördü diyebilirsiniz.  Diktatörlükleri er ya da geç sona erecek diyebilirsiniz. Bunlar her ne kadar tarihin çöplüklerinde kaldılar denilse de maalesef faturası oldukça pahalıya mal oluyor.

Sözü uzatmadan Atatürk ile ilgili az bilinen bir  anıyı yeni yetme siyasetçilere belki bir nebze olsun örnek olur düşüncesiyle okumalarını salık veririz.

“Atatürk’ün Yaveri Muzaffer Kılıç anlatıyor;

Bir gün Atatürk’le beraber Abidinpaşa’dan gelip Samanpazarı yoluyla Ulus’a geçiyorduk.

O zamanlar Samanpazarı’nda bulunan üç beş dükkândan birisi Ali Efendi isimli kitapçıya aitti. Kitapçı dükkânının kepenklerinde, nefis bir halı asılmış duruyordu. Harp yıllarının sonu olduğundan hiçbir yerde, hele Ankara’da böyle güzel bir şey görmek pek şaşırtıcı olduğu için bu halı Atatürk‘ün de dikkatini çekti. Hemen arabayı durdurup indik.

Beraberce dükkâna yürüdük. Kitapçı, Ata‘yı görünce, buyurun Paşam diyerek heyecanla bir emri olup olmadığını sordu. Paşa da bu halıyı çok güzel bulduklarını ifade ettiler.

Kitapçı;

– “Paşam, bu halı bir müşterimin. Paraya ihtiyacı olmuş, satılması için bana bıraktılar. Benimle bir ilgisi yok” dedi..

Atatürk, böyle güzel bir halının çok kıymetli olduğunu, bunu halı sahibinin nereden almış olabileceğini öğrenmek istediler. Kitapçı ezile büzüle;

– “Paşam, emanet koyan isminin söylenmemesini özellikle rica ettiler, müsaade ederseniz ismini söylemeyeyim” dedi.

Bu sefer Atatürk daha çok merak edip;

– “Çocuk, belki halıyı almak isteyeceğiz. Kimin ve kaça olduğunu öğrenmek isteriz” dediler.

Kitapçı;

– “Paşam 40 lira istemişlerdi ”  deyip yine halı sahibinin ismini vermedi. Atatürk halı sahibini iyice merak edip ısrar edince de, kitapçı istemeyerek ve sıkılarak;

- “Abdulhalim Çelebi Hazretlerinin Paşam “ dedi.

Abdulhalim Efendi, Mevlana sülalesinden gelmiş, Konya milletvekili olarak Mecliste görev yapıyordu. Kapısı herkese daima açık, cömert, gayet güzel konuşan, Mevlevi kalpağı ile gezen, akıllı, sevimli, hoş sohbet, özü sözü doğru bir kişiydi.

Atatürk, bu cevabı alınca çok duygulandı ve bana dönerek dükkâna 40 lira bırakmamı emretti.

Hemen parayı bıraktım. Kitapçı halıyı koşarak indirip paket yapmaya koyuldu.

Bu arada Atatürk, Abdulhalim Efendi‘nin kişiliğinden övgüyle bahsederek;

—“Abdulhalim Efendi, evde halısını satacak kadar parasız kalıyor ama, kapısını kimseye kapamıyor” diyerek onu övdü. Sonra da kitapçıya dönerek;

—“Bana bak, halıyı biz alıyoruz. Fakat halıyı Abdulhalim Efendi‘nin evine yollayınız, biz oradan aldırırız. Akşamüzeri de kendilerine bir kahve içmek için geleceğimizi söyleyiniz.”  dediler. Kitapçı bu davranışa şaşırmış bize bakarken, arabaya binip uzaklaştık.

Aynı akşam Abdulhalim Efendi’nin evine gittik. Kendisi bizi avlu kapısında karşıladı.

Eve girince baktım halı, kapı arkasında paketli olarak duruyordu. Mütevazı evinde minderlere oturuldu, kahveler içildi.

Abdulhalim Efendi;

– “Paşam halıyı almışsınız. Fakat halı evime geri geldi. Müsaade ederseniz, arabanıza koyduralım.” dedi.

Atatürk de;

– “Abdulhalim Efendi halı yine bizim olsun. Biz arada sırada sana kahve içmeye geldikçe onun üzerinde kahvemizi içeriz.” diyerek halıyı açtırdılar ve odaya serdirdiler.

Kahveler içildi ve sohbet edildi. Giderken Abdulhalim Efendi yine bizi kapıya kadar uğurlayarak;

– “Paşam eğer müsaadeniz olursa halıyı…” derken Atatürk sözünü keserek mütebessim;

– “Abdulhalim Efendi, onu sana emaneten bırakıyoruz. Her gelmemizde onu burada görmek ve üzerinde oturmak isteriz.” diyerek veda edip ayrıldılar.

Böylece Atatürk, Abdulhalim Çelebi Efendi‘ye, kitapçıya bile belli etmemeye çalışarak ihtiyacı olan yardımı yapmış, fakat halıyı almamışlardı.

Bu ibret verici anı; O büyük asker, devlet adamı ve devrimci liderin, en az bu nitelikleri kadar büyük olan insanlığını anlatmasının yanı sıra, onun, gerçek dindar ve üstelik bir tarikat mensubu olan Çelebiye saygısını göstermesi bakımından da ayrı bir önem taşıyor.

Abdulhalim Efendi, o halıyı Konya Mevlana Müzesi kurulunca oraya armağan etmiştir. Görülüyor ki, Abdulhalim Efendi de bu asil davranışı kötüye kullanmamış ve halıyı sahiplenmeyip, layık olduğu yere armağan etmiştir. (1922).

Ayrıca; Herkese açık sofrasını sürdürebilmek için halısını satan bir tarikat ehlinin, dini siyasete alet ederek para, mevki ve güce ulaşan, yurt içinde ve dışında saf ve eğitimsiz vatandaşları sömürerek trilyonluk mal varlıklarının sahibi olup sefa süren, günümüz din ve tarikat bezirgânlarından farklılığını da ortaya koyuyor.

Tabii, anlayana ve anlamaktan yana nasibi olanlara!”

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Son Eklenen Video

dusunhaber-m.halil.arik.konusma video
Facebook Twitter Rss

Güncel Haberler