Düşün Haber

ARIZALI SİYASETTE; DEMOKRASİ SENDROMU*!..

Kategori : Arşiv, Makale, Yazarlar - Etiketler :, - Tarih :07 Ekim 2013 - Okunma :1.541 kez okundu

ARIZALI SİYASETTE;

DEMOKRASİ SENDROMU*!..

Mehmet Halil ARIK

Emekli Eğitimci- DENİZLİ

(mehmethalilarik@gmail.com

Demokrasi; kurumlar yönetimidir.

Kurumların başındaki kişiler emanetçidir. Günü geldiğinde giderler, yenileri gelir.

Değişimin kurallarını da yine demokrasi belirler…

Demokrasiler, kurumlara bir taraftan yetkiler, diğer taraftan da sorumluluklar yüklemiştir.  Bireyler de, hem haklarla donatılmış, hem de ödevlerle yükümlü kılınmıştır.

Yetki, sorumluluk, hak ve ödevler bağlamındaki zerrece ihlal, demokrasiye indirilen darbe olmakla kalmaz…, ulus, millet ve devlet olmanın gereklerine de darbe indirilmiş olur.

Zira bu dörtlü kavramın, toplum içindeki uyumlu birlikteliğinin ürünüdür ulus ve millet olma. Devlet kavramı, bu uyumlu bileşkenin ortaya koyduğu nihai şeklin kurumsal adıdır…

Kurumsallığını tamamlayamamış toplumlar aşiret, kavim, şeyhlik düzeyinden öte geçemezler.

Bütünsellik, bir taraftan toprak ulus-millet bayrak; diğer taraftan, dil, ilke ve ülkü birliği ile kurumlaşması tescillenmeden devlet statüsüne kavuşmuş olmaz. Bu biiir!…

Diğer taraftan, hiçbir üniter ve bağımsız devlet, her ne ad altında olursa olsun, ulus-millet-devlet üçlüsünün zarar göreceği, yıkıcı, bölücü bir oluşumu, demokrasinin gereği olarak görmez-görmezlikten gelemez-bu tür açılımlara kapı aralayamaz. Bu da ikiii!..

Ulus; “belli bir sınır içerisinde yaşayan, ortak yaşam, dil, düşünce ve kültür değerlerine sahip geniş insan toplulukları” olarak tanımlanır.

Millet ise; “sınırları belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan,

*Duygu, düşünce ve kültür gibi ortak özellikleriyle diğer toplumlardan ayrılan;

*Ortak yaşamalarını etkileyen bir tehlike karşısında birlikte tepki gösteren;

*Bir veya birden fazla toplumun oluşturduğu bir bütündür.

Ülkesiz bir devlet olmayacağı gibi milletsiz-ulussuz bir devlette olmaz. Bir milletin geçmişi, bugünü, geleceği ve pek çok da ortak değeri vardır. Bir devleti yaşatan ve devamlı kılan en kuvvetli bağ ise milli birlik ve beraberlik duygusudur. Bu duyguya halel getirecek, bozacak, zayıflatacak, sarsacak, her davranışı o üniter devletin yasaları ihanet sayar..

Tek dil, tek bayrak, tek devlet”  ilkesi de tam budur işte!..                                                                        

Türkiye Cumhuriyeti devleti, üniter-millî, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak kurulmuştur. Kurumları da bu temel-yapı üzerine oturtulmuştur.

Atatürk’ün, Türk Gençliği’ne sonsuza kadar korunmak üzere emanet ettiği de bu yapıdır işte.

Türkiye Cumhuriyeti’nin içini dolduran, en kutsal-en vazgeçilmez ögeler de, anayasasının ilk üç maddesinde ifadesini bulmuştur. Anayasa’nın “değiştirilemeyecek” üçüncü maddesindeki  “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” ibaresinin, içi doldurulacaksa ve bu anayasal emir mutlak yerine getirilecekse, ülkenin bölünüp parçalanmasına neden olacak aymazlıklardan kaçınmak, ülkesine kin nefret ve ihanetle bakmayan her bireye, her kuruma, yüklenmiş bir sorumluluktur…İhmali en ağır cezayı  gerektirecek bir görevdir!..

Bir milleti meydana getiren fertlerin aynı dili kullanıyor olması, milli birliğin sağlanmasını kolaylaştırır. Farklı diller, millet olmaya, devlet olmaya, milli birliğe engel değildir elbette. Ancak; farklı dillerde verilecek eğitim masum değildir. Zira eğitim birliği bozulan ülkelerde ülkü birliği büyük hasar görür. Çünkü ülkü ve coşku birliğini sağlayan kurum eğitimdir. Ortak ülküden mahrum bırakılan ülkeler, eninde sonunda parçalanmaya-dağılmaya mahkûmdur.  Ülkesini seven herkesi bu tehlikenin farkında olmaya çağırıyoruz!…

Bir ülkeyi dağılmaya-parçalanmaya götürecek eylem ihanet değilse nedir?!..

Vicdan ve izan sahibi hiç kimse, böyle bir ihaneti, demokrasi paketi adı altında kendi milletine dayatmayı reva göremez!..Böyle bir dayatmanın, ülkeyi sürükleyeceği tehlikeyi görmemek-yok saymak iyi niyet eseri olamaz!…    Farklı dil ve lehçelerde, eğitim kurumları açılmasına, güya demokrasi gereği diyerek, izin verme aymazlığına düşenlerin, ilerde bu ülkeye hangi ağır bedeller ödeteceğinin de hesabını yapmış olmalılar.

Bir matah’mış gibi, dört elle “pakete ve içindekilere” sarılan, övgüler düzen, ibrikçibaşı yağdanlıklara soruyorum:

*Anayasamızın 42. Maddesi halen yürürlükte değil mi!?…
“Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz.”  hükmünü nerenize koydunuz!?..

*Danıştay 8. Dairesinin, 18 Şubat 2012 yılındaki kararıyla; İlk ve Ortaokullarda “Milli Andımızın” kaldırılması talebi reddedilmedi mi!?. Bu karara, “davulcu kabahati” muamelesi yapıp, övgülerinizle kamufle edemezsiniz!?..Ya hukuk mecrasında akmaya başlar da, o keserin sapı dönüverirse bir gün…!?

*Anayasanın amir hükümleri,  Anayasa mahkemesi kararları herkes için bağlayıcı değil mi!?…Yapılanlar, “kanun benim” dayatmasıyla devlete meydan okumak değil mi!?…

 

Yasa adıyla bu fermanları dayatanlar, “bu”  anayasa hükümlerine göre, namusları ve şerefleri üzerine “sadakatle bağlı kalacakları üzerine” yemin etmediler mi!?…

Farklı dil ve lehçelerle eğitimin önü açılarak, eğitim birliği yasasının yok sayılmasıyla affedilmez-hoş görülmez bir anayasal suç işlenmekte değil midir!?… Masum bir demokratik hak talebi gibi gösterilen bu aymazlık, devletin üniter yapısını ve bekasını tehlikeye sokmakta değil midir!!?…

İhanetin tanımı başka nedir ki!?…

Kültür birliği bozulmuş, ülkü birliği kaybolmuş, üniter yapısı tehlikeye girmiş bir zayıf devlet hainlerden ve düşmanlardan başka kimin işine yarar!?..

 Ülkemizde; tehlikeli adımlar atılmaktadır. Eğitim üzerindeki oyunlar, işin tuzu biberi!..

Bölünme tehlikelerinden söz etmeyi, “paranoya” olarak niteleyenlerin ve onlara hak verenlerin nihai amaçları iyi tahlil edilmelidir!..

Ki; zaman zaman, bu amaçlar, açık seçik ortaya konulduğu halde, devletin varlığını, birliğini ve bölünmez bütünlüğünü korumakla görevli devletin yeminli yetkilileri, susarak şeytana dostluk etmektedirler!..

Dil ve kültürde bir şeyler iyi gitmediği zaman bütün kurumlarda da bir şeyler iyi gitmemeye başlar.” Bozulmanın sonu kokuşma, kokuşmanın sonu parçalanmadır. Doğa bu konuda hükmünü kesin koymuştur.

Eğitim birliğini bozacak olan bu sistemle, devletin milletiyle bölünmez bütünlüğüne dinamit döşeyecek kullar yetiştirilir!..           

Bu ülke bu sendromu kaldıramaz!..

Hala tehlikenin farkında değil misiniz!?… ETMEYİN!!… 

04.10.2013

*Sendrom ya da belirgi, birbirleriyle ilişkisiz gibi görünen, ancak bir araya geldiklerinde tek bir olgu olarak kendilerini gösteren bulgular bütünüdür.http://sendrom.nedir.com/#ixzz2gkO1En52)

Not: Sözümün devamı (öğretmenliğini yaptığım) Bakan Avcı’ya olacaktır.

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Son Eklenen Video

dusunhaber-m.halil.arik.konusma video
Facebook Twitter Rss

Güncel Haberler