Düşün Haber

6 MAYIS ÖLÜMSÜZLEŞMEYİ ÇAĞRIŞTIRAN TARİH!..

Kategori : Arşiv, Makale, Yazarlar - Etiketler :, - Tarih :06 Mayıs 2013 - Okunma :1.903 kez okundu

Mehmet Halil Arık

(Emekli Eğitimci – DENİZLİ)

                                                            ******

NOT: Bu yazı, ODTÜ yıllarımda ikisini yakından tanıma onuruna eriştiğim   3 fidan için, 5 Mayıs 2010 tarihinde yazılmıştı… Bu gün  güncellenerek  sunulmakta sizlere…(M. H. Arık)

 

                *

ÜÇ FİDAN BİR ÇINAR!..

Bugün yine bir 5 Mayıs!… 3 Fidan’ın sonsuzluğa uğurlanışının yıldönümü yarın!..

Bir de; ULU BİR ÇINAR eklenmişti; 2011’in 5 Mayıs’ında ismi o üç fidanla özdeşleşen.

Üç fidan ve bir ulu çınar; mahkeme koridorlarında ve, idam sehpası önünde değil, sonsuzluğun ışığında buluştu. Kucak kucağa ve koyun koyunaydılar artık ağabeyleri Koca Çınar Halit Çelenk ile, can verdikleri günün bir öncesinde!..

Üç Fidan ve bir Ulu Çınar; tarihin yarım bıraktığı “Tam Bağımsız Türkiye!” destanına ışık olmaya devam edecekler!…

Her 6 Mayıs’larda çoğalarak yükselecek “Bağımsız Türkiye!” nidaları…

Günler o gündür!.. Günler o destana muhtaç!..   

                                            ***

6 Mayıs..  Pek çok 6 Mayıs’lar yaşanmıştır geçmişte. Çook yaşanacaktır da…

Yılın, 365 gününden birisidir aslında 6 Mayıs…

Yüzlerce tarihi olaya sayfa açmıştır yılın bu günü. Önemli kişiler doğmuştur, ölmüştür, yasalar geçmiştir parlamentolardan, hapislikler başlamıştır, cezalar bitmiştir.

Mutluluklar kadar  acılara da tanıklık etmiştir her gün gibi, 6 Mayıs’lar da..

Ama bir 6 Mayıs vardır ki, unutulmaz!.. Unutulamaz!..

Gecenin kör saati; 01.00’i ile 03.00 arası yaşanan olay; yılların tüm günlerine, rahmet okutacak kadar acı… bir o kadar da onurlu bir drama sahne olmuştur…

1972 Yılının 6 Mayıs’ıdır o. Aradan geçen 41 yıllık süre bile, bu 6 Mayıs’ta yaşanan acıyı küllendirememiş, onurlu direnişi gölgeleyememiştir.

Sehpa önünde sorulan en haksız en acımasız, intikamcı bir hesabın tarihidir  bu

Aynı zamanda ölümsüzleşmeyi bilmenin de tarihidir bu!..

*

Önce birincisi alınmıştır hücresinden, ayakkabılarının bile bağlanmasına fırsat verilmeden.

Getirildiği, başgardiyan odasından biraz sonra can vereceği idam sehpası seyrettirilmiştir kendisine… bir taraftan da son hazırlıklar sürerken!….

Ve gecenin gongu 01.00’i vurmaktayken, vakit tamam denmiştir kendisine..

Bir “hadi eyvallah!” çekmiştir çevresindekilere, vakur adımlarla idam sehpasına yürürken..

Ayakkabılarının düşmemesi için bağlanmasını istemiştir son talep olarak.

Çift katlı ilmik boynuna geçirildiğinde meydan okurcasına haykırmıştır gecenin kör karanlığında, kendisini alçakça mahkum edenlerin suratına;

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye!.. Yaşasın halklarının kardeşliği!..

Yaşasın işçiler köylüler!.. Kahrolsun emperyalizm!..”

Son tekmeyi kendisi vurmuştur ayaklarının altındaki tabureye.. Masa üzerinde birkaç tur atan tabure, yuvarlanmıştır masadan aşağıya.. Ayakları masaya değer vaziyette kalmıştır ipin ucundaki adamın. Masanın, çekilmesi emredilir cellada. Tam 25 dakika ipin ucundaki işkence.

İkincisi getirilmiştir başgardiyan odasına, yukarıdaki işlemler sürdürülürken.

Az sonra can vereceği sehpası yerine, birincisinden farklı olarak bizzat arkadaşının idamı izlettirilmiştir ikincisine..

İdam hükmünün altına imza atan mahkeme başkanı şahsın ifadesiyle, ”ibret-i müesses” yani; etkin ibret olsun diyedir bu uygulama!…

Aynı kararlılık ve vakurla tırmanmıştır idam sehpasına ikincisi de.. birincisi gibi.

Boynuna ilmik takılırken idam heyetinden bazılarının suratına tükürür gibi haykırmıştır, tarihe mal olmuş şu sözleri!..

  “Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum!.. Sizler, bizi asanlar, şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz!.. Biz halkımızın hizmetindeyiz!.. Sizler Amerika’nın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler, kahrolsun faşizm!..”

Daha söyleyecek çok şeyi vardı belki de.. Ama, fazlasına tahammülsüzdü idam mangası.

Onlardan önce davranıp bastı tekmeyi ayaklarının altındaki tabureye…

Birincisi kadar uzun sürmedi sallanması ipin ucunda.  Cellat tek ilmikle işi bitirdiğini beyan etmişti heyete..

Üçüncüsü çoktan getirilmişti başgardiyan odasına seyir için, “ibret-i müesses”den” ders alsın diye.. ve seyrettirildi ikincinin ipe çekilişi saniye saniye..

Seyircileri kendileriydi ipe çekilenler!.. Bir de heyet!..!..

Sahneler tekrarlanıyordu aktörleri değişerek..

Aynı kararlılıkla!.. Ve aynı onurlu duruşla!.. Sehpadaydı üçüncüsü!.. Haykırdı tarihe, gecenin derinliğinde!. Biraz sonra sonsuza dek susacak o değilmiş gibi!..

    “Ben hiçbir çıkar gözetmedim!.. Halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım!.. Bu bayrağı şu ana kadar şerefle taşıdım!.. Bundan sonra bayrağı Türk halkına emanet ediyorum!.. Yaşasın işçiler, köylüler, yaşasın devrimciler, kahrolsun faşizm!..”

Saat tam 03.00.

Ekip bitirmişti başarıyla işini. Mahkeme heyetinin en yetkilisi, keyifle derin nefesler çekmekteydi sigarasından, sehpaya yakın bir ağaca yaslanıp.

***

İçlerinde 35 doktorun da bulunduğu 276 kişilik bir Milli İradenin, kısacası Meclisin, histeri çığlıkları ile tempo tutarak “üçe üç-üçe üç” diyerek intikam onayı verdiği görev tamamlanmıştı.

İşte böyle bir güne uyandı 6 Mayıs 1972 sabahı yataklarından kalkanlar!..

3 Eksikle uyandılar!..  Deniz, Yusuf, Hüseyin yoktular!..

Hayatlarının baharında, henüz 24-25 yaşlarında idam sehpasında 11 yıl öncesinin intikam duygularına kurban edilen, bu gençler bir tek kişinin bile canına kıymamıştı. “Ülkemizin bağımsızlığı için Amerikan emperyalizmine karşı bir mücadeleden başka bir şey istemedik” demişlerdi savunmalarında!..  Zaten biliyorlardı, kelle istemek için hazırlanmıştı iddianame..

Pekii!; ya görevini başarıyla(!)  ifa emiş, ağaca yaslanarak keyifle sigarasını tüttüren kimdi dersiniz? Onu da anımsatalım kısaca. O’da, 22 Nisan 2010’da, yemek yerken  boğularak ölen, cenazesinde, imamın “merhumu nasıl bilirdiniz!?” sorusunu bile sormadığı Ali Elverdi!..

İnanıyorum ki; ömrünü, haksızlıklara karşı hukuk mücadelesine adamış, Ulu Çınar Halit Çelenk, bir diğer Ulu Çınar, Niyazi Ağırnaslı’yla birlikte, Üç Fidan’ın yarım kalan destanının, mahkemede sorulamayan  hesabını soracaktır Ali Elverdi’lerden!  

Ve, sorulacak bu hesap; kendi ifadeleriyle “ibret-i müesses” olmalıdır günümüzün Ali Elverdi’lerine ve onun  hempalarına yani omuzdaşlarına!.. Günler o gündür!..

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Son Eklenen Video

dusunhaber-m.halil.arik.konusma video
Facebook Twitter Rss

Güncel Haberler