Düşün Haber

DEMOKRASİ TÜRKİYE’DE VAR MI?(1) SUÇÜSTÜ YAKALANANLAR (2)

Kategori : Arşiv, Makale, Yazarlar - Etiketler :, - Tarih :15 Ocak 2014 - Okunma :1.511 kez okundu

Nurullah AYDIN

28 Aralık 2013-ANKARA

DEMOKRASİ TÜRKİYE’DE VAR MI?(1)

Demokrasilerde; ayrıcalıklı kişi, sınıf, zümre yoktur. Kanun önünde herkes eşittir.

Demokrasilerde; hukuk devletinde; suç işleyen milletvekilinin dokunulmazlığı yoktur. Dokunulmazlık kürsü dokunulmazlığıdır. Yani sadece meclis kürsüsündeki konuşmalarından dokunulmazdır.  Kayıp trilyon davaları sanığı cumhurbaşkanı değil memur bile olamaz.

Hırsızlık, terör örgüt üyeliği, kalpazanlık, rüşvet, zimmet, görevi kötüye kullanma gibi suçlardan yargılananlara dokunulmazlık, çağdaş demokratik sistemlerde sözkonusu değildir.

Siyasetçi, sandıkta halka hesap verir düşüncesi, sadece Türkiye’ye özgü yaklaşımdır.

Demokrasilerde; cumhurbaşkanı da, başbakan da, bakan da milletvekili de yargılanır.

Economist dergisinin Dünyada Demokrasi İndeksi başlıklı yaptığı araştırmaya göre 167 ülke, yönetildikleri siyasi rejim dikkate alınarak dört gruba ayrılmış:

1) Tam demokrasiler…

2) Kusurlu demokrasiler…

3) Hibrit- Karma rejimler…

4) Otoriter rejimler…

 

Türkiye; demokrasi sıralamasında iki yıl öncesine göre iki basamak gerileyerek 167 ülke arasında 89’uncu olabilmiş. 89’uncu sıraya inen ileri demokrasi, Nikaragua’ya denk.

Nikaragua, Tanzanya, Filistin, Uganda, Sierra Leone, Pakistan, Haiti gibi ülkelerle birlikte, Hibrit-Karma rejimler grubunda yer bulabilmiş!

 

Hibrit-karma rejim yani Demokrasiyle yönetiliyormuş gibi görünen baskıcı rejim.

Bu tablo; Türkiye’nin yerini gösteriyor.

Gerçek demokrasi sınıflandırmada;

Bölünme özgürlükleri yok,

Devletin kurumlarını altüst etmek yok.

Yürütme; yasamaya ve yargıya hiçbir şekilde müdahale etmez.

Protesto hakkına, yaşama hakkı kadar önem verilir.

Halkın yönetime katılım durumuna,

Kadın-erkek eşitliğine,

Basın ve ifade özgürlüğünün olup olmadığına,

Siyasi partiler arasındaki fırsat eşitliğine,

Demokrasi kültürünün yerleşip yerleşmediğine,

Sivil toplum örgütlerinin gücüne bakılır.

Türkiye; Okuma kültürünün gelişmediği, seçilmişlerin, bürokratların, iş adamlarının yargısal bağışıklığa sahip olduğu bir ülkedir.

 

Özgürlük, insan hakları gibi demokrasi de; yozlaştırılmaya, suistimal edilmeye uygun kavramdır. Oy’la gelenler; demokrasiyi, amaçlarına varmak üzere bırakıp otokrasiye bir nevi kişisel monarşiye veya plütokrasiye tek kişi yönetimine dönüştürebilirler.

Toplumun suç işleme özgürlüğü yok ama toplumu yönetenlerin ve milletvekillerinin suç işleme özgürlüğü var diyen bir rejimin, demokratik rejim olduğundan bahsedilemez.

Anayasayı yasaları kendi amaçları için kullanan siyasetçilerin ayrıcalıklı olduğu rejim Demokratik rejim değildir.

 

Demokratik rejim; kuvvetler ayrılığına dayalı bağımsız yargının varlığı ile sağlıklı işler.

Herkesin eşit olmadığı, kişi sınıf ve zümrenin ayrıcalıklı olduğu bir rejim; sömürünün despotizmin egemen olduğu rejimdir.

Ayrıcalıklı dokunulmaz kişiler toplumların kan emici mikroplarıdır.

Diktatörlüklerde; halk doğruları lidere söylemekten korkar.

Demokrasilerde ise; liderler doğruları halka söylemekten korkar.

 

Türkiye; kurum ve kurallarıyla işleyen Demokratik bir rejime kavuşmalıdır.

Türkiye; hukuk devleti olmalıdır.

Ayrıcalıkların olmadığı, kanun önünde herkesin eşit olduğu, bağımsız yargının sıradan vatandaşın güvencesi olduğu hukuk devleti işlerlik kazanmalıdır.

Aydınlar; halkı bilinçlendirmelidir. Halkın sağduyusunun sesi yükseltilmelidir.

 

Günün Sözü: Mikrop gibi sinsice kavramları tersyüz edenlere aldanma.

******************************

Nurullah AYDIN

25 Aralık 2013-ANKARA

 SUÇÜSTÜ YAKALANANLAR

SUÇÜSTÜ YAKALANANLAR (2)

Türkiye gündemi çok hızlı değişim gösteriyor.

Bunda temel neden; 90 yıllık modern cumhuriyet rejiminin işleyişi ile ilgili, devlet kurumlarının yapısıyla ilgili, çağdaş değerler yerine din görüntülü çıkar odaklı siyaset ve yaşam anlayışıyla ilgili genel kabullerin tersyüz edilmesidir.

Varolanla değiştirilmek istenen arasında her zaman varolan çekişme; bu kez kendi içinde çatışmayı getirdi. Öylesine ki; devlet, kurum, yargı, siyaset, bürokrasi, asker, polis, gazeteci, iş adamı tartışma konusu edilirken, İslam dinin ne olduğu da tartışılmaya başladı, Müslüman için neyin önemli, neyin önemsiz olduğu da ayrışmaları getirdi.

Evrensel hukuk kurallarına, anayasa ve yasalara aykırı fiillerin cezalandırılması; hukuk devletinin temelidir.

Yasama ve yürütme erkleri yanında yargı erkininde görevini yapması; devlet yönetiminde, normal yaşamda her zaman var olan bir uygulamadır.

Amaca niyete göre değişse de yapılan hukuk dışı iş ise; yargısal işlemlerdir.

Ancak yetki ve güce sahip olanlar için yapılan; muhalifi veya rakibin kuvvetli ve zayıf yönlerini tespit ederek etkisiz hale getirmektir. Kamu görevlilerinde siyasetçilerde akademisyenlerde, gazetecilerde ne yazık ki algılanan gerçek bu.

 

Peki ama bu kişiler neden bu kadar ürküyor, korkuyor, endişe duyuyor.

Bir şeyi olmayan kişi endişe duyar mı? Duyabilir. Duyanlar da haklılar.

Herkeste bu endişe var. Öylesine ki normal evde, pastanede, büroda oturanlar birbirlerine bu uyarıyı yapmak zorunda kalıyorlar artık. Yanında çalışanlara kuşku ile bakıyorlar.

Tüfek icat edilince Köroğlu‘nun dediğini hatırlıyorsunuzdur: Eyvah, delikli demir çıktı, mertlik bitti sözü halk arasında kullanılmaktadır.

Aynı Köroğlu bugün yaşasaydı, politik arenaya bakıp emin olun şu lafı ederdi: Eyvah, geldiler, dinleme, dosyalama, takip, soruşturma, suçlama, etkisizleştirme yaşamın parçası haline geldi!

Peki ikide bir ne mi diyorlar? Diyorlar ki; yalan, iftira, dış güçler, önümüzü kesmek için yapıyorlar. Böyle bir ifade suçüstü yakalanma halidir.

Makamların; hukuk devletinde görev yetki ve sorumluluk alanları, anayasa ve yasalarla belirlenmiştir. Makamlar, en-üst icra makamıdır, yanlışı, eksiği, gediği, dosyası olandan hesap soracak en zirve kurumlardır. Ancak gelin görün ki Türkiye’de yetki de sorumlulukta görev alan tanımı da makama gelen tarafından belirleniyor. Yani her kurum o kurumun başında kim varsa ona göre yönetiliyor.

Görülüyor ki; yönetim-siyaset-yargı- medya-sermaye artık ciddi erozyona uğramıştır.

Var olan müthiş teknolojik imkanlarla herkes izlenebildiğinden, arşivler tutuluyor. Zamanı gelen bir konu oldu mu da o dosya özel ambardan alınıp hemen servis ediliyor.

Genel kanaat; meydan okuyan ama sonra aniden çark eden bazı isimlerin bu tür dosyalarla kasetlerle korkutulduğudur.

Birçok siyasetçi, gazeteci, akademisyen yanında yargı mensuplarında da böyle bir şüphe var. Bu şüpheyi vatandaş da yaşıyor. Vatandaş ne yapsın?

Siz hiç sarrafın bağırdığını duydunuz mu?

Kıymetli malı olanlar bağırmaz.

Zerzevatçı bağırır ama kuyumcu bağırmaz.

Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz.

Düşünen bağırmaz. İnsan bağırırken düşünemez.

Düşünemeyenler ise hep kavga içindedir.

Şerefle bitirilmesi gereken, En asil görev, hayattır.

Bir lokma ekmek için, Şerefini çiğnetmeye,

Bir anlık eğlence için, Servetini tüketmeye,

Bir zamanlık mevkii için, El ayak öpmeye,

Günlük menfaatler için, Onurunu terketmeye,

Bir kısım insanlara kızıp; Tüm insanlara düşman

Olmaya değmez bu hayat…

 Günün Sözü: Dürüstçe hakkı savun, adaletli ol, bilerek ve hissederek uygula, insan olarak yaşadığını anlarsın.

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Son Eklenen Video

dusunhaber-m.halil.arik.konusma video
Facebook Twitter Rss

Güncel Haberler