Düşün Haber

5 ARALIK EN BÜYÜK HATANIN YILDÖNÜMÜ…

Kategori : Arşiv, Genel, Siyaset - Etiketler : - Tarih :06 Aralık 2012 - Okunma :2.841 kez okundu

 

Sevgili arkadaşlar….

Türkiye’ de ” KADIN HAKLARI “ yıllardır tartışılır durur…

Son yıllarda ise,  kadın hakları sanki bir “lüks ” gibi algılanıyor..

Hakkin adi var, kendi yok misali..

TALAS ‘ 61, TAC ‘ 64, MULKIYE ‘ 68  sınıfından sevgili arkadaşımız Uluç GÜRKAN ‘ ın  oğlu,  DEVRIM GÜRKAN ‘ın  aşağıdaki yazısı,  5 /Aralık, ” Kadınlara seçme ve seçilme haklarının  verilisinin yıldönümünde “ tam isabet “ bir yazı olmuş…

Dikkatinize sunmadan edemedim…

Bu fikirlere katılmayan  bir adim öne çıksın…!

Tüm kadınlara sevgi ve saygılarımla…
Faruk Bozbey

5 ARALIK EN BÜYÜK HATANIN YILDÖNÜMÜ…

“Bu sene 5 Aralık kutlamaları ile ilgili okuduğum en güzel yazı…

Paylaşmak istedim…”

Devrim Gürkan’ın kaleminden…

“Bugün 5 Aralık… Atatürk’ün “en büyük hatalarından” birinin yıldönümü…

“Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilmesinin” yıldönümü…

Müslüman mahallesinde salyangoz satmak resmen…Büyük hata… Büyük yanlış…

Ne gereği vardı ki? Ondan bunu talep eden mi vardı sanki…

Zorlayacak bir kadın hareketi mi vardı? Birey olmak isteyen, erkekle eşit olmak isteyen, insan, doğuştan hakları olan bir insan olmak isteyen?

Dünya’da örneği mi vardı? Dünya derken Müslüman coğrafya değil kastım sadece. 1930’larda Avrupa’da, Amerika’da seçen, seçilen kadın mı   vardı?

AB mi vardı ki giriş kriteri diye dayatılsın. Niye verildi ki?

Altını çiziyorum. Verildi. Alınmadı. Mücadele edilmedi.

Verildi. Daha doğrusu Atatürk verdi. Parlamento  tutanaklarında bu konuda geniş müzakerelere ilişkin hiçbir kayıt yok zira. O yüzden tek suçlu “O”…

O yüzden, bugün bu hak anlamsızlaştırılmış durumda. Kadın kotası lütfedilsin ki seçilebilsinler, milletvekili vs vs olsunlar. Bu erkekler için de   farklı değil, Genel Başkan ne derse o, diyeceksiniz. Biliyorum haklısınız. Ama Genel Başkan kadını hatırlasın diye ekstra kotaları tartışmamız   sıkıntılı değil mi sizce? 78 yıllık bir hakkın nasıl kullanıl(a)madığıdır derdim.

O yüzden, bugün ekranları bu hakları törpülemek isteyen menopozlu ablalar doldurmuş durumda. Geçenlerde bir tanesi; “Kuran’ın açık emridir,  bizim miras hakkımız erkeğin yarısı olmalı” diye cırlıyordu, masadaki diğer erkeklerin “Afferim sana” bakışları altında.

Anlamı açıktı, “Ben hak  etmedim ki bu hakları, alın benden. Erimin iki dudağı arasındadır benim hayatım.”

O yüzden kadınların ekseriyeti için namus beyin değil apış arası işi. Hatta saçtan ibaret.

O yüzden değil mi türbanı tartışmamız. Kimin özgür iradesiyle örtündüğünü ya da örtünmediğini anlayamıyoruz çünkü.

Kocasının, ailesinin ya da “mahallenin” kararı mı örtünmek, yoksa o kadının kendi iradesinin mi?. Bilemiyoruz.

O yüzden korkuyor ve tartışıyoruz. “Kadının seçme hakkını” verdiler çünkü O kazanmadı. Örtünmek onun kararı değil nazarımızda. Korkumuz  örtünmemek kararının da onun olmayacağı…

O yüzden değil mi ki, Türk feminist hareketi, tıkanıp kalmış. Kadın hakları için bir araya gelip mücadele eden bir avuç yürekli kadınsa “kaltak”.

Allah kocalarına kolaylık versin.

O yüzden “şiddete uğramış kadın sayısı” yüz binlerle ifade edilirken, “kadına şiddete son” eylemlerinin en iyimser tahminle birkaç yüz kişiyle  yapılabilmesi. Bey’inden izin alabilmiş mi ki, bu soruna tepi göstersin. Hem sopayı yediyse, karıştırmıştır bi halt.

Durdu yerde kim kimi dövmüş ki…Di mi ya…

O yüzden Türk dizilerinin Arap coğrafyasındaki anlamını kavrayamamamız. Kıvanç Tatlıtuğ’a hasta zannediyoruz hepsini.

Oysa hayaller kuruyor onlar. İstediğini giyebilen, istediği zaman istediği yere gidebilen, iş yaşantısında kararlar alıp veren, seven, sevdiği uğruna  fedakârlık  yapan, dört duvar arasına sıkışmak zorunda olmayan kadınlar o dizileri izletiyor oralarda.

Âşık olmak diye bir şeyi keşfediyorlar. Romantizm, sürpriz, kıskançlık, ihtiras diye duygular varmış diye izleniyor o diziler. Yakışıklı Kıvanç’a değil,  aşkla bakan Kıvanç’a hayran onlar. Aşkı için mücadele eden Kıvanç’a. Hoş, adam da iyi şimdi doğruya doğru ama dağıtmayalım.

Çünkü dahası da var bu dizilerle ilgili. Kocasından şiddet gören kadına başka kadın ve adamlar destek olabiliyor. Hukuk o kadını koruyabiliyor.

Dizilerimizde var bunlar.

Araba kullanması bile tartışmalı olan, oy kullanması dünyada flaş haber olarak duyurulan, kocasını daha doğrusu ailesi dışında ilk erkeği ancak gerdek gecesi gören o kadınlar için bu diziler öyle farklı ki.

Üstelik “laik diktatörlükler” esen bahar yelleriyle yıkılırken, yerine “muhafazakâr diktatörlüklerin” geldiğinin de farkında onlar. Dizilere daha da sarılmaları ondan. Hayallere sarılmaları.

İşin kötüsü bu dizilere sarılan kadınların sayısı buralarda da giderek artıyor. Çünkü feragat ediyorlar bu haklarından farkında olmadan. Kıymetini   kaybedince anlayacaklar ama nafile. Hayal edip kazanmadılar bu hakları çünkü. Verildi. Önemini kavrayamıyorlar.

Diyeceğim odur ki, kendinizi kandırmayın Ortadoğu’daki bacılar.

Kadının saçı uzun aklı kısa, kadın hala eksik etek buralarda da…

Sırtına sopa, karnına sıpa…

Duvara vurunca yapışacak, koluna takınca yapışacak.

Flört ederse fahişe olacak.

Siz bu dizidekilere özeniyorsunuz ama burada da sizin gibi yaşayanların sayısı hayli fazla. İşin acayibi sizin gibi olmak isteyenlerin de.

78 yıl önce verilen “hakkın” anlamını bilen yok.

Uzattım kısa keseyim.

Verildiyse geri de alınır bu coğrafyada “hak”. Haydan gelen huya gider.

Gidiyor da.

Atatürk’ün suçudur 2012 yılındaki Türk kadınının durumu…

Bugün onun yıldönümüdür.

Ondan hak talep eden mi vardı ki?

Belki de en güzeli o.

Siz durun hanımlar, biz sizin için seçeriz…”