Düşün Haber

ÇÖLDE OLUŞTURULAN VAHALAR – Köy Enstitüleri….‏

Kategori : Arşiv, Makale, Yazarlar - Etiketler :, - Tarih :19 Nisan 2013 - Okunma :2.409 kez okundu

Köy Enstitüleri….‏

ARZU KÖK 

1940’lı yılların başı, Hitler neredeyse tüm Avrupa’yı kapsayan cephelerde savaşıyor.

 Türkiye’nin de savaşa girme ihtimalinden söz ediliyor. Halk gıda ve diğer ihtiyaçlarını ‘vesika’ yardımı ile karşılayabiliyor. Milli gelir büyük oranda azalmış durumda.

İşte bu durumdaki Türkiye’nin koşullarında bile, gelecek nesillerin yetiştirilmesi projesine öncelik verilmiş. Zira Atatürk ülkeyi Türk Gençliğine emanet etmişti ve iyi yetiştirilmeleri gerekiyordu. Bu amaçla da 17 Nisan 1940 tarihinde Köy Enstitüleri Kanunu kabul edilmiştir. Tam 72 yıl önce. İki yıl sonra da sistem, organizasyon ve yöntemlerinin ne olacağı hususunda bir kanun çıkarılmıştır. Ancak bu kanun alışılagelenden farklıdır. Çünkü bu kanun bir yatırım projesine, hatta ve hatta bir fizibilite raporuna benzemektedir.

1940’lı yıllarda ülkedeki okuma-yazma oranı %20 civarında. Tarımda saban dışında alet kullananların sayısı parmak sayısını geçmiyor. Suni gübrenin adı bile duyulmamış. İşte bu durumdaki köylere, şehre tayini çıksın diye yanıp tutuşmayan, çevrenin zanaat imkanlarının gelişmesine katkı koyabilecek, tarımdan anlayan öğretmenler yetiştirmek amacıyla kuruldu Köy Enstitüleri.

Beş yılda 30.000’e yakın öğrenci ile 21 tane Köy Enstitüsü kurulmuş. 1940’lı yılların başındaki öğretmen sayısı bu enstitüler sayesinde iki katından fazla bir seviyeye ulaşmış. Öğretmen sayısındaki artış oranı %55.

Bu enstitüler sayesinde köylerde yaşam standardı artmış, tarım daha bilinçli bir şekilde yapılagelir olmuştur. Enstitülerden mezun olan her öğrencinin çantasında bir köyde halka hizmet için gerekecek her türlü alet-edevat mevcut bulunmaktaymış. Çekiç, çivi, orak, testere, ilk yardım çantası…v.b… Ancak 1952’li yıllara gelindiğinde Demokrat Parti ,  dış mihrakların da kışkırtmasıyla  bu gençlerin çantalarında bulunan orak-çekiç ikilisini komünizm’i yayma çabası olarak algıladılar. Ve yazıktır ki bunun sonucu olarak tüm Köy Enstitülerini kapattılar. Hatta Köy Enstitülerinin kurucularından olan Hasan Ali Yücel ‘komünist’ olduğu gerekçesiyle yargılanmışlardır.

Oysa Köy Enstitüleri bir çölü vaha oluşturarak kurtarma projesinden başka bir şey değildi. Açık oldukları sürece de birçok vaha oluşturabilmeyi başarmış mükemmel bir projeydi. Ancak bu kadar başarı ve iyi yetişmiş bir nesil bazı çevrelerin işine gelmedi. Kapatıldılar tek tek. Oysa geleceğe yapılmış en büyük yatırımlardan bir tanesiydi.

O günlerin ardından eğitim sistemimizin geldiği durum ortadadır. Tamamı ile ezberci bir eğitim sistemi. Zorunlu olarak ve ücretsizce devlet tarafından verilmesi gereken ancak özelleştirmeye çalışılan bir eğitim sistemi. Özel okul sayısındaki artış ve devlet okulundan çok dershane bulunması da bunun en güzel kanıtıdır.

Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç, Köy Enstitüleri projesi ile devlet adamlığını bir idealde birleştirmenin örneği olmuşlardır. İnsanları güncel hayata bağlayan siyasal hayatın içindeki yöneticilerimizin özenmesi gereken bir durumdur bu. Ama hiç oralı olmamışlardır.

Yaratıcılık ve hayal gücü günümüzde halkı aldatmak için bin türlü yalan söylemek anlamına gelen ‘vizyon’ olarak niteleniyor.

Şimdi soruyorum: Köy Enstitülerinin bin hatası olsa da (ki yok), bugünün ‘vizyon’una değişmez misiniz?

***********************************

KÖY ENSTİTÜLERİ TÜRKÜSÜ

Özbek İNCEBAYRAKTAR

Aydınlanıyordu sular.
Sular aydınlanıyordu.
Gökte birer yıldız gibiydiler,
Hasanoğlan, Çifteler, Kızılçullu.

* * *

Yeşeriyordu tohum,
Toprak geleceklere gebe.
Uyanıyordu uykusundan,
Pamukpınar, Gönen, Kepirtepe.

* * *

Bir destan yazılıyordu bozkırda,
Değişiyordu çağ.
Bir deniz feneriydi şavkıyan,
Arifiye, Gölköy, Dicle, Akçadağ.

* * *

Yürüyorduk güzel günlere doğru,
Başlıyordu kutsal imece.
Dağılıyordu karanlıklar
Bitiyordu gece.
Ekiyor, biçiyor, üretiyorduk.
Üstümüzde Tonguç Baba’nın eli.
Çınlıyordu “Enstitü Marşı”yla,
Savaştepe, Düziçi, Yıldızeli.

* * *

Açtı beyinlerimiz çağlardır,
Dağılıyordu gözümüzdeki sis.
Okuyor, okuyor, öğreniyorduk,
Işıyordu Aksu, Cılavuz, Ernis.

* * *

Çalışıyordu yurt harmanında,
Nasırlıydı büyüyen ellerimiz.
Bir arı kovanıydı uğultulu,
Beşikdüzü, Lâdik, Ortaklar, İvriz.

* * *

Halktandık, ortaktık halkın derdine,
Bizimdi en uzak, en bakımsız köy.
Yurdu aydınlatan bir meş’aleydi,
Pazarören, Pulur, Akpınar, Gölköy.

* * *

Bir hoyrat yel esti gerilerden,
Çığlarla kapandı yolumuz.
Çöktü bağnazlığı ilk çağların,
Öksüz kaldı Anadolu’muz.

* * *

Bir hüzün kaplar içimi,
17 Nisanlara doğru.
Işıktı, umuttu, kurtuluştu,
Hasanoğlan, Çifteler, Kızılçullu.

Üretmeden tüketmek en büyük ahlaksızlıktır.”
İsmail Hakkı TONGUÇ
 

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Son Eklenen Video

dusunhaber-m.halil.arik.konusma video
Facebook Twitter Rss

Güncel Haberler